Atatürkçü Osmanlı
Milliyet · 27 Mayıs 1999
Yıl 1877. Çar İkinci Aleksandr, Plevne Savaşı'nın yenik kahramanı Osmanlı ordusu komutanı Gazi Osman Paşa'nın uzattığı teslimiyet kılıcını kendisine geri verir ve "Hayır" der, "Siz benim tutsağım değil, konuğumsunuz!"
İstanbul'da kahraman olarak karşılanan Osman Paşa'yı sultan Abdülhamit de övgüler ve madalyalarla kabul eder. Halk üstündeki etkisinden korkan kurnaz Sultan, Paşa'nın iki oğlunu kızlarından ikisiyle evlendirir.
Bugün Abdülhamit'in kızı Naime Sultan ile Gazi Osman Paşa'nın oğlu Kemalettin Bey'in tek torunu Prens Bülent Osman, kendisine önerilen Osmanoğlu yerine gazi dedesinin soyadını taşıyor.
"Abdülhamit'in 17 çocuğu var. Gazi Osman Paşa'nın topu topu üç oğlu..." diyor. Oysa Prens Bülent Osman'ın kaderini, gazi dedesi değil, Abdülhamit belirlemiş. Naime Sultan'ın torunu olduğu için Fransa'da doğmuş, yoksulluk çekmiş, kendi bileğinin gücüyle ayakta kalabilmiş ve henüz 20'li yaşlarındayken Fransız pasaportuyla gizli gizli gelip görebildiği Türkiye'nin vatandaşlığına ancak 1992'de, Büyükelçi Orhan Kulin sayesinde geçebilmiş. O gün bugündür, Fransız gazeteci eşi Jeannine ile daha çok İstanbul'da yaşıyor.
Laik ve cumhuriyetçi bir Osmanlı, Bülent Osman. Ancak geçmişine sahip çıkıyor ve kendisine kucak açmakta epeyce geciken Türkiye ile barışık. Atatürk'ü beğenip, övmekle kalmıyor:
"Zaten bitmiş olan hilafet ve Osmanlı saltanatına, Vahdettin'in düşmanla yaptığı işbirliği sonucu noktayı koydu. Koymak zorundaydı."
Prens Osman, Türk pasaportuyla ilk kez 1992'de geldiği İstanbul'da, hiç kimsenin haberi olmayan ziyaretinin ilk sabahı, Divan Oteli'nin resepsiyonu tarafından şu sözlerle uyandırılmış: "Beyefendi, sizi bir subay bekliyor!"
Şaşıran Prens, palas pandıras inmiş aşağıya. Subay, Prens'e son derece nazik bir dille, Askeri Müze'de büyük dedesi Gazi Osman Paşa için özel bir bölüm açıldığını, herkesten önce kendisine göstermek istediklerini belirtmiş.
Bülent Osman, Askeri Müze'nin subay yöneticileri tarafından karşılanışını ve bölümü gezerken kendisine gösterilen saygıyı unutamıyor.
1 Mayıs 1930'da doğan, babası Prens Cahit tarafından "Komünist bayramında doğulmaz!" diye Fransız nüfus kütüğüne 2 Mayıs doğumlu geçirilen Osman, Nice'te dünyaya açmış gözlerini.
Villada başlayan yaşamı, villa satılınca bir apartman dairesinde, daire satılınca kiralık bir dairede, kira ödenemeyince Fransız düşes De Noailles de Vendome'un şatosunda "konuk" olarak sürmüş.
Babası bir fabrikada muhasip, Çerkez annesi Prenses Levrans'ın terzi olarak çalıştığını görmüş gözleri. Michelin fabrikalarının önemli bir yöneticisi olarak, dünyayı dolaşmaya başlamış.
Katanga, Kinshasa, Vietnam, Cezayir, Nijerya derken, tüm Fransız büyükelçilikleri tarafından Prens unvanıyla ağırlanan ve Türk elçilerinin kendisinden köşe bucak kaçtığı Bülent Osman, artık bugün, Türk tabiyetiyle geldiği Türkiye'yi, gezdiği dünyaya tercih hakkını kullanıyor.
"Çünkü" diyor: "Türkiye'de insanlık ölmeli. Bir zamanlar yoksulluktan satılan dedemin madalyalarını, geçen yıl Paris'teki müzayededesatın almak istediğimde, benden başka kimse katılmadı açık artırmaya. Tüm alıcılar, o madalyaların benim hakkım olduğuna karar vermiş. Artık Osman Paşa'nın madalyaları benim evimde."
[Fotoğraf altyazısı: Prens Osman, Fransız eşiyle İstanbul Paris arasında mekik dokuyor...]
