Eski dost, yeni düşman
Radikal · 29 Mayıs 1999
Yıllardan 1980, günlerden 12 Eylül'dü. Ama Fransa'nın Aix En Provence kentine giderken, 12 Eylül'ün 12 Eylül olduğunu bilmiyorduk bizler. Fransız Sosyalist Partisi de dokuz ay sonra genel sekreteri François Mitterrand'ın cumhurbaşkanı olacağını. Fakat iktidar yolunda hazırlıklarını tamamlamış ve vitrin demirbaşlarından biri, gelecekteki kültür bakanı Jack Lang, partinin dışa açılım organizasyonlarını yüklenmişti. İşte tam o gün, Jack Lang'ın sosyalist parti adına düzenlediği ve Mitterrand'ın katıldığı 'Akdeniz Diyalogları' başlıyordu. Tüm Akdeniz ülkelerinden yazarlar, gazeteciler davet edilmişti eski bir manastırdaki toplantılara. Türkiye'den Yaşar Kemal, Çetin Altan ve Mümtaz Soysal resmi çağrılıydılar.
Otele dönüştürülmüş ortaçağ manastırına vardığımızda, arabanın çevresini gazeteciler sardı. Darbe olduğunu onlardan öğrendik. Mitterrand henüz gelmemişti. Jack Lang çok sıcak bir dostlukla karşıladı bizi. 'Geçmiş olsun'la karışık hoş geldin dilekleriyle, konukların buluştuğu salona alınırken, aparküt yemiş boksör bilincindeydik. Salonun orta yerine bir televizyon konulmuş, Akdeniz havzasından gelen tüm konuklar, Türkiye'de olup bitenleri, asker postallarının rap rap yürüdüğü fon üstüne döşenen haberlerden izliyorlardı. Yaklaşık 150 davetli ve benim gibi davetlilerin davetlileri vardı toplantıda. Ama tüm basın çağrılı Türklerin, yani Yaşar kemal, Mümtaz Soysal ve Çetin Altan'ın peşindeydi. Oysa her üçü de henüz hiçbir fikir sahibi değildi, olup bitenler hakkında. Hiçbiri Türkiye'den kaçmayı göçmeyi aklına getirmiyordu. Dolayısıyla durum, aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyıktı düpedüz. Fransız sosyalistlerinin gazına gelip darbeyi kınamak çok zor durumda bırakacaktı hepimizi. Bu gelişin bir de dönüşü vardı. Gazeteciler ise Türklerin suskunluğuna bir anlam veremiyorlardı. Mümtaz Soysal, Yaşar Kemal ve Çetin Altan, kafa kafaya verip sözcü olarak, Soysal'ı seçtiler. Hem uluslararası çapta bir hukukçuydu, hem de Fransızcası mükemmeldi, çıksa çıksa ancak o çıkardı işin içinden. Türklerin peşinden koşturmaktan helak basına, akşam saat yedide Soysal'ın bir açıklama yapacağı ilan edildi. O saate kadar rahat bırakmayanları, aslında yanında çevirmenini getiren Yaşar Kemal: "Ben Fransızca bilmem," diye savuşturuyor, Galatasaray'lı Çetin Altan da "Sayın Soysal'ın konuşması daha uygun!" diye geçiştiriyordu. İkisi de konuşkan iki yazarımız, belki de yaşamlarında ilk kez dillerine bu denli gem vurdular!
Mümtaz Hoca'nın, bir söz jimnastiği şaheseri olan demecini ise hiç unutmayacağım. Tam bir saat boyunca, zengin Fransızcasıyla her şeyi söyleyip hiçbir şey söylememek üstüne kurulu bir söylev veren Mümtaz Soysal, gazetecileri Osmanlı diplomasi tekniğiyle bayılttı! Söylev bittiğinde kimse, Mümtaz Hoca'nın darbeyi yerdiğini mi, övdüğünü mü anlamamış, yalnızca kafaları karışmıştı. Dolayısıyla dileyen dilediğini yazacak, ancak kesin olan hiçbirinin dediği diğerini tutmayacak, bizimkiler de zor durumda kalmayacaktı.
Perşembe akşamı, Paris'te Avrupa Sosyalist Parti liderlerinin görkemli zirvesine katıldım. Jack Lang, Avrupa sosyalizminin gövde gösterisini: "Kosovalıları olduğu gibi Kürtleri de savunmalıyız, onlar için de savaşmalıyız!" sözleriyle açtı. İster istemez onu ilk tanıdığım 12 Eylül geldi aklıma. Türk dostluğundan Türk düşmanlığına, nasıl ve niye geçmişti Jack Lang? Devamı yarına.