Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Bir aşkın sonu

Radikal · 31 Mayıs 1999

Doktorlar ve hemşireler, en saygı duyduğum insanlardır. Çünkü dünyanın en zor mesleğini icra ederler. Çünkü olağanüstü bir özveri gerektirmektedir, yaptıkları seçim. Türkiye'de çok iyi doktorlarımız var. Nasıl unuturum, daha birkaç ay önce, küçücük yeğenimi çok ağır, çünkü geç ve yanlış teşhis edilmiş bir hastalığın pençesinden çekip alan Prof. Nil Ansoy ve Dr. Ece Aslan'ı? Nasıl unuturum, yavrusu iyileştikten sonra aynı hastalıktan, üstelik korkunç kuşkularla yatağa düşen Rengin'imi bize geri veren Prof. Tuncer Karayel'in sevecen ve insanca hekimliğini, zehir gibi asistanı Dr. Zevcet Yılmaz'ın yanılgı tanımayan teşhis ve tedavi yeteneğini? Cerrahpaşa Hastanesi'ne, iki sevgilimi borçluyum ben.

Türkiye'de iyi hastanelerimiz var, evet. Ama bir o kadar da kötüsü. Bu yazıyı yazmadan çok düşündüm, bana ulaştırılan drama ilişkin tüm hastane raporlarını getirttim, tüm belgeleri topladım. Çünkü kimseyi haksız yere karalamak istemiyordum. Zaten sonuç olarak, doktorun mu yoksa hastanenin mi sorumlu olduğunu bilemiyorum. Ama korkunç bir ihmal ve lagarlık sonucu, iki insanın yaşamı karardı, başkaları da aynı kadere kurban gitsin istemiyorum ve kamuoyuna ihbar ediyorum:

Kuşadası'nda kuyumculuk yapan Osman Akten, deliler gibi âşık olduğu Fas asıllı Fransız eşi Süreyya ile yeni evliydi. 11.11.1998 günü, İzmir Özel Altınordu Hastanesi'nde, Prof. Sedat Olcay tarafından sağ yumurtalıklarından kist alınmak üzere ameliyat edildi. Ameliyat öncesi yapılan kan tahlilleri temizdi. Ameliyat sonrası, hastada şiddetli ateş ve ağrılar başladı. Prof. Olcay, önce 'normaldir' diye, hastaya 'optalidon' verilmesini önerdi. Ancak 30 yaşındaki güzel Süreyya'nın durumu gittikçe kötüleşiyordu. Israr üzerine Süreyya'ya yeniden bakmayı kabul eden Prof. Olcay, yine Özel Altınordu Hastanesi'nde ve 23.11.98 tarihinde hastanın ameliyatlı bölgesini yeniden açtı ve cerrahi müdahaleden ileri gelen bir sorun olmadığını bildirdi. Ancak, iki gün sonra alınan kan ve idrar sonuçlarını görünce, hastanın derhal Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılması gerektiğini belirterek, korkunç haberi verdi: gencecik Süreyya, C tipi Hepatit'e yakalanmıştı!

Ancak doktorun söylemediği iki şey vardı. Hastada kronik Hepatit C varsa, Altınordu Hastanesi'nde yapılan ilk tahliller niçin temiz çıkmıştı? Yok idiyse, söyledikleri akut Hepatit C, daha sonra Fransız doktorların belirttiği gibi, hastaya ameliyat sırasında bulaştırılan ve karaciğeri çok kısa sürede tahrip edip öldüren, 'fulminant' tür hepatitti!

Ege Üniversitesi'nde yapılan tetkikler, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak nitelikteydi: Süreyya'nın durumu ümitsizdi. Zaten aynı gün komaya girdi. EÜTF'nin sorumlu ve bilinçi doktorları, derhal bir karaciğer nakli yapılması gerektiğini, ancak 0 grubu karaciğer bulmanın imkânsız olduğunu söylediler, "Belki bir ihtimal, yurtdışında..." dediler. Osman Akten'in olanağı vardı. Eşini kurtarmak üzere bu umuda sarıldı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin değerli ve bugün Süreyya'nın yaşama dönüşünü borçlu olduğu Prof. İbrahim Astarcıoğlu, zaman yitirmeden Fransa'daki devlet hastanesi Beaujon ve Prof. Jacques Belghiti ile temasa geçti. Aynı günün gecesi Osman Akten, komadaki sevgili eşini, kiraladığı özel uçakla son umuda doğru uçuruyordu.

Acı haber üzerine ABD'den gelen Süreyya'nın ailesi ile Paris'te buluşuldu, karaciğer nakli için gereken 800 bin frank bulundu ve hasta, Beaujon devlet hastanesinde tam 10 saat süren bir ameliyat, yeni bir karaciğerle yaşama döndürüldü.

Süreyya Akten, komadan çıktığında hafızasını yitirmişti. Artık yavaş yavaş kavuşuyor belleğine ve ömür boyu ilaçla yaşayacak. Ama eşiyle değil. Çünkü Süreyya'nın ailesi, "Kızımızı Türkiye'ye götürdüğün için ölüyordu!" diye suçladıkları Osman Akten'i bağışlamadılar. Osman'ın

büyük aşkı Süreyya'yı geri aldı ailesi.

Süreyya ABD'ye, Osman Akten İzmir'e uçtukları gün, iki sevgilinin birinci evlilik yıldönümüydü.