Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Suçu suça kırdırmak

Radikal · 6 Haziran 1999

1970'li yıllarda üniversite öğrencisi olan benim kuşağım, Türkiye'yi kurtarmak isteyen ikinci kuşaktı. Sıska bir armudu andıran vücut ölçüleri, 60-70-80 orantısında belirlenen Türk gençliği, ne göğüs, ne bel, ne de kalça düzeyine yediği darbelerden Türkiye'nin aslında kurtulmak istemediğini anladı. Vurula dövüle şişip çürüyen kuşaklar birbirini izlediler; Türkiye'nin kurtulmak, en azından tüyü yeni bitmişler tarafından kurtarılmak istemediğini hâlâ daha kavrayamıyor gençler. Aradan geçen zamanda ne Türkiye değişti, ne de gençlerin illaki Türkiye'yi değiştirme merakı. Değişen, yalnızca kavramlar.

Bizim dönemimizde, 'muhbir vatandaş' diye bir kavram vardı. Baktım, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın dilinde bu kavram, 'bir vatandaş'a dönüşmüş. Hüzünlendim birden. Solu vurmak için kullanılan 'vatandaşlık' işlevinde, hiç olmazsa kalleşlik tınısını içeren 'muhbir' sıfatı vardı. Oysa Vural Savaş, aşırı sağı vurmak için yararlandığı istihbaratı 'bir vatandaş'a indirgedi.

'Bir vatandaş', çok anlamlı sözcük, sevgili okurlar. Önünden 'muhbir', ardından 'memur' sıfatı kaldırılınca, içimizden biri anlamına geliyor. Vural Savaş'ın tanımı doğruysa, durum çok vahim.

İçimizden biri, sevsek de sevmesek de içimizden birilerini 'vatandaş' olarak gammazlayıp, ispiyonluyor. Yasadışı ve gayri resmi yollardan, gizli gizli dinlenen bir konuşmanın kasedi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı gibi yüce bir mevkinin eliyle mahkemeye 'kanıt' olarak sunulduğu zaman; muhbirliğe yeni bir boyut kazandırılıyor: Vatanseverlik.

Türk yasalarına göre, resmi izin alınmadan ve yasal emir verilmeden yapılan 'muhbirlik' suçtur, sevgili okurlar. Vural Savaş, FP'nin kapatılması davasında 'bir vatandaş' tarafından kasede alınan Erbakan ve Hatipoğlu arasındaki konuşmayı mahkemeye sunarak, aslında bir SUÇU diğer bir suça kanıt olarak kullanıyor.

Bozacının şahidi şıracı mıdır? FP'nin suçu, suç işleyerek mi kanıtlanmalıdır? Yoksa yeni bir politika mı geliştirildi Türkiye'de? Eskiden, iti ite kırdırırlardı. Sonucu gördük. Şimdi de SUÇU SUÇA mı kırdıracaklar?

Ülkemiz son yarım yüzyılda gerek siyasal, gerek sosyal anlamda pek çok davayı yitirdi. Ama haklı olduğu davalarda kendi kendisini haksız çıkarma şampiyonluğunu yıllardır elinde tutuyor. Ne Necmettin Erbakan, ne de uzaktan kumandalı yeni kuklası Fazilet Partisi masumdur. Gerek RP, gerekse FP'nin nihai hedefinin şeriat düzeni olduğuna ve laik cumhuriyete kastetmek amacını güttüğüne en küçük bir kuşkum yok. Ancak, Vural Savaş'ın sunduğu 'suç kasedinin', FP'nin geleceği hakkında karar verecek mahkeme tarafından 'kanıt' kabul edilmesi durumunda, ortaya adalet anlamında 'al birini vur ötekine' şablonu çıkacak ve böyle makamın böyle sanıkları hak ettiği ya da tersi akla gelebilecektir.

Dünyanın her yerinde artık devletlerin kulağı uzun. Suçlu suçsuz pek çok insanın telefonları dinleniyor. Ancak bu muhbirlik kayıtları, resmi olmadıkları takdirde mahkemeye kanıt olarak sunulamıyor. Korsika valisinin katilleri, Fransız devletinin telefon idaresinden resmi yazı ve yasal olarak istediği kayıtların incelenmesi sonucu saptandı. Niye savcı Vural Savaş, resmen böyle bir yola başvurmadı? Gocunacak yarası olmayan kim ne diyebilirdi ki?

Suçu, yasadışı ve gayri resmi casuslukla, yani suç işleyerek kanıtlamaya çalışmak, bir hukuk devletinin yalnızca aczini kanıtlar, sanığın suçluluğunu değil.