Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Uçucu, kaçıcı, Çakıcı

Radikal · 7 Haziran 1999

Kulaktı, kasetti, derken KK'larla uğraşmaktan, geçen hafta sizi pek lezzetli bir haberden mahrum ettim, sevgili okurlar. Oysa ben geçtiğimiz çarşamba günü, Alaattin abimle birlikteydim. Biliyorsunuz Alaattin abicim, 10 aydır Marsilya'nın Les Baumettes Hapishanesi'nde çürüyor. ÇÜRÜYOR, resmen. Çürüme, gözlerinden başlamış. Abimin iki gözü, gaddar gardiyanlarından her gün bir fasıl iki yumruk yiyormuş gibi mosmor. Abim Fransızca bilmediğinden olsa gerek, Les Baumettes'ten kuş uçurulmayacağını anlamamış, belki parmaklıklar arasından sıvışırım diye erimiş, erimiş, kuş kadar kalmış. İçeri girdiğinde 115 okka çeken o dağ gibi adam, 70'lere düşmüş, üfleseniz uçacak gibi. Ben mahkemede çaktırmadan üfledim, üfledim, ama sigara tiryakisi soluksuzluğumla başaramadım. İki dev polisin sanık sandalyesine oturtup zangoç gibi tepesinde bekledikleri abime doğru halsiz halsiz üfürürken, yanımda bir fırıncı körüğü getirmediğime hayıflanıp durdum. Zavallı, tanınmayacak haldeydi doğrusu. Bizim hapishanelerde 10 yıl kalsa, ki kalmazdı, Fransa'daki 10 ay kadar yaşlanmazdı.

Alaattin abim, yaban ellerde işlediği 'gerçeksahte pasaport ve silah taşımak' gibi aslında yakalanınca suç olan bahanelerden yediği altı aylık hapis cezasını çoktaaan çekti, 7 Ocak'ta bitirdi. Ama adamcağızı, Türkiye'ye iade edeceğiz, diye bırakmıyorlar. Oysa Türkiye'ye iade edilip edilmeyeceği pek belli değil. Zaten Türkiye'nin Çakıcı'yı gerçekten teslim almak isteyip istemediği de meçhul. Çünkü geçen sonbahar Aix En Provence Mahkemesi, abimin "Türkiye'nin idam edilmeyeceğine ilişkin güvence vermesi koşuluyla" babalar ocağına, pardon, baba ocağına iadesine karar vermişti. Duyduğuma göre Fransız Adalet Bakanlığı, o gün bugündür 'Yar bana bir mercii!' diye yana yakıla, Türkiye'de kendisine böyle bir güvence verecek muhatap arıyormuş. Önce abimin kasediyle düşen hükümetin boşluğu, sonraki hükümetin suya düşen güvenoyu, kurulan portatif hükümetin seçimlere kadar geçiciliği, ardından seçimler ve henüz güvenoyu almayan hükümet derken, kimse çıkıp böyle bir güvenceyi verememiş henüz.

İşte bu gelişmeler, daha doğrusu gelişmemeler, Çakıcı abimin 250 bin dolar ödediği söylenen Fransa'nın en pahalı, ama bir o kadar da parlak avukatı Jacques Verges'in mahkemeye, 'sanığın iade kararı netleşinceye kadar koşullu tahliyesine' diye başvurmasına yol açtı. Biz gazeteciler, tek celselik bu davayı izlemek için yeniden Aix En Provence'daydık. Ancak mahkemede, Çakıcı davası mı görülüyordu, yoksa Abdullah Öcalan davası mı, vallahi anlamadık. Verges, müvekkilinin tahliyesi konusunda tüm savunmasını, Abdullah Öcalan'ı yargılayan Türk adaletinin ne kadar adil olmadığı üstüne kurmuştu. Yok efendim DGM, yok askeri yargıç, derken öyle çok söz etti ki Apo'dan, sonunda kendisinın de aklı karışıp, mahkemeden Çakıcı yerine, 'Öcalan'ın tahliyesini', isteyiverdi! Yalanım varsa hamburger çarpsın, tüm meslektaşlarım tanıktırlar. Allah'tan dava Türkiye'de değil, Fransa'daydı da, Öcalan'ı elimizden kaçırmadık.

Çünkü gelecek çarşamba günü açıklanacak kararla, abimi büyük olasılıkla serbest bırakacaklar. Ve kefalet bedelinin, abimin adli gözetimde tutulacağı adresin bilinmemesi için, karar duruşmasına biz gazetecileri almayacaklar. Varsın olsun. Çünkü ben kuş kadar kalan abimin, kafesin kapısı açılır açılmaz, pırrr diye uçacağını biliyorum.