Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Çenesi düşük adalet

Radikal · 12 Haziran 1999

Çok sevdiğim bazı yazar arkadaşlarım vardır, ağızlarından bal damlar. Yazdıkları, yazacakları ya da yazmakta oldukları yazı ve kitapları öyle güzel anlatırlar ki, imrenirim. Buldukları konulara ve işleme biçimlerine hayranlık duyarım. Derken, anlattıkları yazıyı okuyunca büyük bir düş kırıklığına uğrarım. Söze döktüklerinde nefis görünen öykü, yazıldığında yarı yarıya yitirmiştir çekimini. Uzun yıllar tanık olduğum bu durumu, sonunda Türk insanının yazılı değil, sözlü kültürden gelmesine bağladım. Bir de ders çıkardım kendime: Yazılarımı asla anlatmaya kalkmam.

Türkiye, çok konuşkan bir ülke. Hatta geveze. Çünkü konuşulması gereken yerde susuyor, susulması gereken yerde konuşuyor. Sözün ağırlığı ve değeri kalmıyor, herkes her şeyi ve tersini söylediği için kimse kimseyi dinlemiyor, dinlese anlamıyor, anlasa kavramıyor. Öylesine değişti ki ülkemiz ve halkımız, sanki 'söz gümüşse sükût altındır' ve 'ağır ol da molla desinler' deyimlerini icat eden biz değiliz. Milletçe gümüşe yatırım ve içimizi dökerek hafiflemek peşindeyiz.

Abdullah Öcalan'ın yargılandığı İmralı davasının, Türkiye açısından önemini hepimiz biliyoruz. Tüm dünya izliyor; yansız, ciddi bir yargılama olması gerekiyor. Milyarlar harcandı, sosyal ve teknolojik anlamda devlet gerçekten başarılı bir organizasyon yaptı.

Ancak...

Dün gazeteleri açınca dona kaldım. Davaya bakan Ankara 2 Numaralı DGM'nin Başkanı Turgut Okyay, 'Yüreğim Sızladı' başlığı altında, HENÜZ BİTMEMİŞ olan yargılama sürecine ilişkin 'hatıralarını' anlatmaya koyulmuştu bile! HENÜZ DEVAM EDEN davanın ilk 6 duruşmasında, zaman zaman nasıl duygulandığını, nasıl sinirlendiğini, kendisini en fazla etkileyen sahnenin ise 'şehit eşi Yıldız Namdar'ın dramatik konuşması' olduğunu söylemiş ve uzun uzun HİSSİYATINI dile getirmişti. Türkiye'de bu gazete haberini okuyan kaç kişi, benimle aynı tepkiyi paylaşır, bilmiyorum: Dünyanın hiçbir yerinde sevgili okurlar, dünyanın uygarım ve adaletim yansızdır diyen HİÇBİR ÜLKESİNDE, bir yargıç, devam eden bir dava hakkında KONUŞMAZ, KONUŞAMAZ, KONUŞMAMALIDIR. Yargıç da insandır, duygulanabilir. Kendini tutamayıp ağlayabilir. HATADIR, bir dereceye kadar hoş görülebilir. Ama çok duygulandım, ağladım diye, soğukkanlılığını yitirmesinin kaçınılmaz olduğunu basına açıklayıp, gösterdiği duygusal zayıflığa sahip çıkması, uluslararası hukuk anlayışında kabul edilmez bir yanlıştır.

Abdullah Öcalan davası, olgun ve düzeyli bir ortamda başlamıştı. Yavaş yavaş cilası dökülüyor ve ulusal kelimiz görünüyor. Türker Alkan hocam, geçen hafta haklı bir soru soruyordu yazısında: Şehit ailelerinin temsilcileri, elbette duruşmalara katılmalıydı. Ama PKK'nın katlettiği binlerce Kürt kökenli sivil vatandaşımızın, yüzlerce Türk öğretmenin ve hatta ve en önemlisi, oğlu ya da kızı kendi iradesi dışında PKK'ya katılıp öldürülen ve evlat acısından PKK'yı sorumlu tutan ana babaların hiç olmazsa birer temsilci ile bu davada yer alması gerekmez miydi? Daha sivil ve daha inandırıcı olmaz mıydı mahkemenin görünümü bu insanlar da temsil edilse?

Bu eksikliğe bir de laf enflasyonu, yargıç diliyle son derece gereksiz bir gevezelik eklenince, İmralı'daki mahkemenin niteliği de uluslararası ölçülerden çıkıp 'ulusal' ölçülere oturdu, yani çenemize vurdu sonunda. Yazık.