Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Galeyan

Radikal · 30 Haziran 1999

Rahmetli anacığımın dilinde, karanlık ve tüyler ürpertici tınılar kazanan bir sözcüktü 'galeyan.' Babamla birlikte Cumhuriyet tarihinin ilk mürteci ve Kürt isyanlarına tanık olmuşlar, pek çok 'galeyan' görmüşlerdi. Ancak evin erkeği gibi doğrudan ateş hattında olmayan, evine kapanıp haber bekleyen ve erkeği günler, haftalar, bazen aylar süren seferberliklerden döndüğünde olanı biteni öğrenen annemin söyleminde daha bir korkutucuydu bu sözcük. Onun boğuk bir sesle, ağzını doldura doldura söylediği 'Halk galeyana gelmiş,' ya da 'Halk galeyana gelecek' tümceleri beynimde yankılanır, sanki dünyam karşı durulmaz bir sel tarafından silinip süpürülecek gibi gelirdi. Galeyana gelmek, küçücük kafamda denetimsiz toplulukların, önceden karar verilmemiş, planı programı yapılmamış biçimde ve beklenmedik zamanlarda isyan etmesi, başkaldırması demekti. Yıllar geçti, bu sözcüğü unuttum. Çünkü kimse kullanmıyordu.

İmralı'da Abdullah Öcalan davası başlayınca, çocukluğumun 'galeyan' korkuları dörtnala çıkıp geldi belleğimin derinliklerinden. Garip ama gerçek, bu kez isyancılar değil, isyanı bastırmak yanlısı olan halktı galeyana gelen. Öcalan'ı verseler, oracıkta parçalayacaklar, linç edeceklerdi. Medyanın tutumu da farklı değildi. Şehit ailelerinin fiziki olarak yapmak istediğini, sözcüklerle gerçekleştiriyordu basın.

Abdullah Öcalan tutuklandığı günden beri hepimiz, herkes, Türk Ceza Yasası gereğince bu teröristin idama mahkûm edileceğini biliyordu. Galeyan halindeki halk, sanki mahkeme heyetine genel vekâletname vermişti ve kendi verdiği kararın mahkeme tarafından onaylanmasını bekliyordu. Haksız mıydı? Hayır. Elbette akan bunca kanın bir bedeli olması gerekiyordu. Bedele beden biçildi.

İmralı'daki mahkemeden zaten başka bir karar çıkması söz konusu değildi. Mahkeme süresince sergilediğimiz Türk bayrakları, söylediğimiz İstiklal Marşları ve aşırı milliyetçilikle dile getirdiğimiz galeyan böylece dindirildi. Şimdi karşı taraf, yani PKK yandaşları galeyana gelecekler. Yine bombalar patlayacak, yine masumlar ölecek. Derken bizimkiler tekrar galeyana gelecek. Karşılık verilecek. Bir onlar, bir biz derken, galeyanlar içinde yuvarlanıp gideceğiz.

Peki bir devletin idamesi 'galeyan' halinde sağlanabilir mi? Bir yerde durup, soğukkanlı düşünmek bu karşılıklı galeyan dalgalarını önlemek için gerekli değil midir? Abdullah Öcalan hakkında alınan idam kararı, yasalar çerçevesinde gerçekleşmiştir. Ama galeyana kapılıp infazı, 'gaza gelmek'ten başka bir şey olmayacaktır. Türkiye'yi çocuklarımıza bırakmak misyonunu üstlenen kişiler, galeyan duygularını bir an bastırıp ciddi olarak düşünmeliler. Öcalan asılırsa, PKK terörü son bulacak mıdır? Bulacaksa, assınlar. Ama PKK terörü Öcalan'ın infazıyla durmayacaksa, Türkiye'yi dünya kamuoyunda savunulmaz duruma düşürecek bu infazı uygulamaya kimsenin hakkı yoktur.

Maceraperestin biri cangılda kaybolmuş. Haftalarca sersefil dolaşmış. Sonunda bir köye varmış. Köyün girişinde bir darağacı varmış ve yağlı ilmeğin ucunda bir ceset sallanıyormuş. Maceraperest, yorgunluğunu unutup sevinçten dans etmeye başlamış: "Tanrı'ya şükür, uygarlığa kavuştum!"

Hiçbir yerde, uygarlığın simgesi darağacı olmamalıdır. Çağdaş Türkiye, idam cezasını kaldırmayabilir. Önemli olan 1984'ten bu yana

infaz uygulamamasıdır. Ve galeyan ya da gaza gelip, bir Öcalan için bu geleneği bozmak, güçsüzlük ve zayıflık sayılacaktır.