Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Yaşasın, ölecek!

Radikal · 2 Temmuz 1999

Sarımsak çok yararlı bir bitkidir, sevgili okurlar. Antiseptiktir. Mikropları öldürür. Hazmı kolaylaştırır. Çürümeyi önler. Hücreleri yeniler. Ve biz Türk milleti olarak, sarımsağı pek sever, gereken önemi veririz. Ancak bazen, yiyeceklerimizi sarımsaklasak da mı saklasak, sarımsaklamasak da mı saklasak tereddütüne düşeriz. Son günlerde, cennet ülkemizi mekân tutan halkımız işte bu tereddüt sonucu ikiye bölünmüş bulunuyor. Herkes Öcalan'ın başını yemeye kararlı. Ancak hangi muameleden geçirdikten sonra yiyeceğimize karar veremiyoruz. Bir bölüm insanımız, Abdullah Öcalan'ı asalım; diğer bölümü asmayalım, diyor. Asmak fiilini çok yerinde bir seçimle birinci çoğul şahıs olarak kullanıyorlar. Her ne kadar Öcalan'ın ipini tek kişi çekecek ya da kesecekse de, sonuçlarına hepimiz katlanacağımız için paylaşmacı bir yaklaşım daha doğrudur. Ancak bu tartışmada önemli bir nokta unutuluyor. Sarımsak.

Bence PKK'nın başaramayıp, PKK'nın elebaşı hakkında verilen idam kararıyla sağlanan bu sağlıklı toplumsal bölünmede cellatlığa soyunanlar: "Sarımsaklasak da mı assak?" diye sormalılar kendilerine. Adalet Bakanlığı'nda henüz var olmayan cellat kadrosunun istihdamına karşı çıkanlar ise, "Sarımsaklamasak da mı saklasak?" sorusuyla doğru yolu gösterebilirler. Çünkü sarımsaklamadan saklanacak bir Öcalan, çok geçmeden zaten çürüyecektir. Oysa sarımsaklanarak asılırsa, pastırmalaşabilir. Bildiğiniz gibi pastırma, asılarak kurutulur, dayanıklıdır. Kolay bozulmaz. Öcalan'ı pastırmalaştırdıktan sonra yiyecek olsaydık, sorun yoktu. Midemize otursa da, yutar, bitirir kurtulurduk. Ama yemeyeceğimize göre, Öcalan giderek mumyalaşacaktır. Korku filmi kahramanı kesilip, yapımcılar tarafından kapışılacaktır. Al başına belayı. Söyleyin Allah aşkına, Türkiye'de yeterince mumyamız, karabasan kahramanlarımız yok mu bizim? Her idamdan ilahlar yaratmadık mı? Kör ölüp badem gözlü olan mumyalara doymadık mı?

Keşke yamyam olsaydık.

Yamyam olsaydık, İmralı'dan 'İdam!' sesi duyulunca tüm ülkede atılan 'Yaşasın!' çığlıkları bir anlam kazanırdı. Zaten 'Yaşasın, ölecek!' gibi ters bir ilişkiyi dile getiren bu sevinci antropolojik olarak başka türlü açıklamak mümkün değil. Antropolojiden antropofajiye de iki harflik bir yol var. Üstelik yabancı sözcükler. Anlamasak da olur. Bence yamyamlıkta yarar ve öldürdüğümüzü yememekte ziyan var.

Çünkü yamyam olsaydık, otuz bin kişiyle doyardık, sevgili okurlar. Türkler ve Kürtler, eğer aldıkları canları, koparttıkları yürekleri, söktükleri ciğerleri yemek zorunda kalsalardı; artık öldüremez olurlardı. Aşırı doygunluktan. Mide fesadından. Safra kesesi iflasından. Çatlarlardı. Yamyamlığın da bir sınırı var. Yamyam olsaydık, yıllardır çektiğimiz baş ağrılarının, çok baş yemekten kaynaklandığını bilirdik örneğin. Ama cellatlık, doyumsuz bir meslek anlaşılan. Öldür öldür yetmiyor.

Avrupa, Öcalan'ı serbest bırakın demiyor. Bağışlayın, demiyor. "İdam kararına sözümüz yok. Ama asmayın!" diyor. Peki kendisi ne yapıyor kanlı katillerine? Yok etmek istiyorsa, yargılamadan öldürüyor. Çatışmada diyor, intihar etti diyor, kazaya kurban gitti diyor. Ama yargılamaya karar verdiyse, en ağır ceza olarak müebbed hapis veriyor. Çünkü müebbet hapsin, öldürüldüğü için

ölümsüzleşen ilahlar yaratmadığını biliyor. Heykelleşmesinden çekindiği kadavraları mumyalamıyor. Canlı canlı çürütüyor.

Kurnazlıktan anlamıyorsak, bari mantıklı olalım.