Mide barışı
Radikal · 5 Temmuz 1999
Kosova'da herkes kendi savaşını yaptı. Türkler Türk, Amerikalılar Amerikan, Fransızlar Fransız, İtalyanlar İtalyan, Almanlar Alman, İngilizler İngiliz birliklerinin kahramanlıklarını anlattılar. Arnavut yanlıları Arnavutların uğradığı mezalime, Sırp yanlıları Sırpların tepesine yağdırılan bombalara ağladılar. İnsani yardım yapan ülkeler, kendi yaptıkları yardımları göklere çıkardılar. Ayrıca her biri, "En çok size medyunuz!" diyecek bir Arnavut ya da "Kötü gün dostu sizsiniz!" diyecek bir Sırp buldular. Savaşın içinde olmayan yandaşlar aralarında kapıştı ve en çok da savaşa tarafsız gözle bakmaya çalışanlardan rahatsız oldular. Sonuç: Yüzyıllardır aynı topraklar üstünde yaşayan ve o topraklar hakkında biri diğerinden daha geçerli mülkiyet sahibi olmayan insanlar, artık birlikte oturamayacaklar.
Kosova savaşlarında herkes özgün tarihine bakıp; görmek istediğini bugünü gördü, istemediğine başını çevirdi, göz yumdu, kulaklarını tıkadı. Örneğin Türkiye'de UÇK yere göğe konulmadı, kahraman Kosova ordusu diye tanıtıldı. Oysa Kosova krizinde çıban başının ta kendisiydi UÇK. Ve en önemlisi, sıradan Kosovalıya Sırplardan farksız bir zulüm uygulayan, soyup soğana çeviren, öldüren, işkence eden ünlü Arnavut mafyasının maşasıydı. Savaşın çıkmasından Sırplar ne kadar sorumluysa, Arnavut mafyası ve UÇK'nın bir o kadar sorumluluğu dışında, daha fazla çıkarı vardı! Çünkü silah ve uyuşturucu kaçakçılığından çok para kazanılıyordu.
Yüz binlerce Arnavut göçmen kamplarında kırılırken; tüm dünyadan yağdırılan yardımları o zavallılara dağıtabilmek için harekete geçen devletler ve hayır kurumları dehşetengiz Arnavut mafyasına haraç vermek zorundaydılar! Haracı alınmayan yardımlar, kamplara dağıtılamadı! Mafya tarafından el konuldu ve karaborsada satıldılar.
Ve şimdi, cerrahi savaştan sonra cerrahi barış başlıyor bölgede. Zorla güzellik olur mu, zamanla göreceğiz. Ama kurumuş dallardan yeşereni de var. Örneğin, arkadaşları tarafından Toni diye anılan Arnavut Faton'un öyküsü.
Le Monde gazetesinde okudum: Pristina'nın ünlü 'devlet' lokantası Sloga'da kırk iki çeşit yemek ve yirmi dört çeşit balık yenilen 80'li yıllarda, Toni her sabah bu lokantanın önünden geçip gidermiş okuluna. Hatta o zaman bir Arnavut'un yönettiği lokanta, hem Sırpları doyururmuş, hem Arnavutları. 1989 yılında Sırplar el koymuşlar ve yalnızca Sırplara açılmış kapıları. İki yıl sonra özelleştirilen lokantanın adı değişmiş, El Greco namıyla Yunan mutfağına dönüşmüş. Tabii Arnavutlar yine içeri alınmıyorlarmış. Derken savaş başlamış, lokanta Sırp askerlerinin aşevi haline gelmiş. Barışla birlikte Pristine'ye dönen Toni ve arkadaşları, lokantaya sahip çıkmaya karar vermişler. Sırp aşevinin önünde nöbet tutan İngiliz askerlerine: "Burası bizim," demişler. Belgelerin yakıldığını söylemeyi de ihmal etmemişler. İngilizler inandı mı bilinmez ama, inanmış görünmüş bizim kafadarlara. Toni ve arkadaşları kapıyı kırıp girmişler içeri. İki gün temizlik yapıp Miloseviç'in portresini bir güzel yaktıktan sonra, masalara yeniden beyaz örtüler sermişler. 24 Haziran'dan beri müşterilerin akın ettikleri eski Sloga, El Greco ve Sırp askeri aşevi, artık 'Toni'nin Yeri'.
Kimi mülkün temeli savaştadır, kimininki barışta. Önemli olan miras. Toni'nin öyküsünde olduğu gibi, lokanta demiş, sende de kalayım biraz.