Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

En saf yorum bile tarafları incitebilir

Milliyet · 6 Temmuz 1999

Türk kimliğinizden dolayı hiç zorlukla karşılaştınız mı?

Hayır, karşılaşmadım. İşinizi iyi yaparsanız, kimse sizin o ya da bu ülkede yetişmiş olduğunuzu öne sürmüyor. Ayrıca dünyanın en zor işlerinden biri değil gazetecilik.

■ O zaman gazeteciliğin tanımını yapar mısınız?

Yapamam. Çünkü çeşit çeşit gazetecilik var. Aslında ben kendime gazeteci demiyorum. Ben haberciyim. Uluslararası bir ajansta çalışan bir habercinin yazdığı haberle, bir gazetecinin yazdığı haber arasında çok fark var. Uluslararası bir ajansın verdiği haber, Japonya'dan ABD'ye, tüm dünya basınına gidiyor. Dolayısıyla yalnız haber olmak zorunda. En saf yorum bile taraflardan birini incitebilir. Oysa belli bir basın kurumuna çalışan gazeteci, o kurumun yayın felsefesi, siyasal görüşünü, en tarafsız yazılmış haberlere bile yansıtabilir.

■ Yorum içeren tarafsız gazetecilik yapılamaz mı?

Elbette yapılabilir. Kaliteli bir gazete, bazen okurunun düşüncesine de ters düşmesini bilir.

Önyargının nedeni

■ Dünya ve Fransız basınında Türkiye'ye karşı önyargının sebebi nedir?

Önyargı bence anlamamaktan geliyor. Türkiye konusundaki birtakım doğru gerçekleri, bütünden ayırarak okuyorlar. Örneğin, "Kürtler kendi dillerini öğrenemiyor. Benim ülkemde sekiz dil öğrenilip yazılıyor, nasıl olur da bir dil sorun olur" diyorlar. "Bizdeki durum farklıdır" diye anlatmaya çalışıyoruz, "Niye farklı olsun" diyorlar. Yanıtını vermek de kolay olmuyor. Batılı olmaya karar vermiş bir ulus olarak, "Demokrasimiz var, seçim yapıyoruz, basınımız özgür" derken belli bir konu geliyor, "Siz bizi anlamıyorsunuz, biz başka türlüyüz aslında!" diyoruz. Bir gece yatıp ertesi gün başka uyanılmıyor. Zamanla değişmesi gerekiyor bazı şeylerin. Değişecek de, çaresi yok. Tarihten gelen bir sertlik geleneğimiz var. 21. yüzyıla girerken aynı sertliği gösterdiğimiz zaman, geçmişte ne tepki verdilerse şimdi de aynı tepkiyi veriyorlar aslında.

■ Yabancı basına Türkiye hakkında ve Türkiye'yi savunan makaleler yazdığınız oluyor mu?

Evet, oluyor. Ama kimseyi savunmuyorum. Yansız olmaya gayret ediyorum. Bir tarihte Herald Tribune bir Türkiye eki çıkarmıştı. Birçok yazı yazdım bu eke. Bir keresinde Ermeni konusuyla ilgili bir makale yazmamı istediler. Araştırıp bir yazı yazdım. Herald Tribune'un yazı işleri müdürü, "Makaleni imzasız yayınlayacağım, başına bir şey gelsin istemem" dedi. "Kimden bela gelebilir?" diye sorduğumda, "Bu makaleyi okuyan hem Türkler, hem de Ermeniler kızacaktır" dedi. Tarafsızlığım kanıtlanmıştı bence. Türkiye'deyken AFP'den izinli olarak, Times gazetesine gerçek adım, Le Figaro gazetesine Remy Cousin imzasıyla yazıyordum. CBS'e ise Tom Adams adıyla çalışıyordum. Bir gün, Büyük Ankara oteli'nde otururken bir Amerikalı çıkageldi. Gazetecilerin masasına yaklaşıp: "Tom Adams kim?" dedi. Benim, deyince çok şaşırdı. Takma adımı radyoda duymuş. Niçin şaşırdığını sorunca, bu kez: "Benim adım da Tom Adams!" deyip Türkiye hakkında yazdığı bir makaleyi uzattı. Oldukça iyi toparlanmış bir yorumdu yazdığı. Gerçek Tom Adams'ın, CIA'ya hazırladığı raporlarla tanınan "öyle" bir gazeteci olduğunu öğrendim sonradan!

■ Sizin mesleğe başladığınız yıllarla bugün yapılan gazetecilik arasında bir fark var mı?

Eskiden haber toplayan adamla, yazan kişi farklıydılar. ABD, İngiltere, her yerde böyleydi. Haberi toplayan ile işleyenin birleşmesi yeni gerçekleşti. Artık komple gazeteci olmak zorunluluğu var. Dolayısıyla gazetecinin kültür birikimi önem kazanıyor. Artık iki dakikada haber geçiliyor.

Basının ölümü

■ Ama bu kolaylık, haber yığılmasına, önemsizleşmesine neden olmuyor mu?

Yıllardır, basının ölümünden söz ediliyor. Önce, "televizyon öldürecek" dediler, öldüremedi. Şimdi, "Web öldürecek" diyorlar. Ancak, Web şimdilik karışık bir bilgi kuyusu ve verdiklerinin çoğu bilgi değil, propaganda. Dolayısıyla basına rakip olması söz konusu değil.

■ Günümüzde en çok sorgulanan konulardan biri de basın ahlakı. Yozlaşmaya karşı tarafsızlıkla mücadele edilebilir mi?

Tarafsızlığın başlı başına bir önemi yok. Tarafsız olarak da yalan söylenebilir. Önce her şey, yazılacak haberin doğruluğundan başlıyor. Doğruluk tespiti de öyle kolay bir şey değil. Tarafsızlık da ise, haberin işleniş biçimi çok önemli. Eğer birkaç değişik görüş varsa, mutlaka bu farklı görüşlere yer vermek, üstelik kaynak belirtmek gerek. Çok düzgün ve sade dilde, anlaşılır olması şart. Bir çok saçmalık, dile ve anlaşılırlığa yeterince önem vermemekten ileri geliyor.

Sözcüklerin bir ağırlığı var. Yerli yerinde ve zamanlaması doğru kullanılmadıklarında, pek çok etik hataya düşüldüğü oluyor. Dünyada çirkin dil yok. Ve bizim işimiz sözcüklerle uğraşmak. Sözcükleri rasgele ve yanlış kullandığımızda, anlamlarını hafifletiyor, etkilerini hiçe indirgiyor, vermemiz gereken güven duygusunu sarsıyoruz.

Psikolojik baskılar

■ Fransız basınının Öcalan davasına bakış açısını değerlendirir misiniz?

Fransa'da "Öcalan bir halk kahramanıdır" diye ortaya çıkan bir basın yok. Burada Kürt davasına sempatiyle bakan da, Türk görüşüne yakınlık duyan da var. Genelinde dünya, özelinde Fransız basını, "Bu adam kanlı katil. Ama biz kanlı katilleri bile asmıyoruz, siz de asmayın" diyor. Biz ise çok alınganız. Yine "bizi anlamıyorlar" diye çıkıyoruz ortaya. Oysa Türkiye ve Kürt sorununu anlamayan Batı, Balkan sorununu anlıyor mu? Bizim Türk basını Fransız politikasını ne kadar anlıyorsa, Fransız basını da Türk politikasını o kadar anlıyor.

■ "İmralı'da mahkemeye kamera ve fotoğrafçı girmiyor, tüm gazeteciler alınmıyor" diye eleştiriler var...

Dünyanın hiçbir yerinde tüm gazetecilerin mahkemeye alınması diye bir koşul yok. Pek çok önemli dava kapalı celse yapılabilir. ABD dışında hiçbir ülkede, mahkemeye fotoğrafçı ve kameraman alınmaz. Teyp sokulmaz. Kroki çizilir. Not tutulur.

■ En unutulmayacak anılarınız hangileri?

Türkiye'de "Kızıldere" olayı gibi yaşadıklarım dışında, Çin'de Tianenmen olaylarını, Afrika'da Apartheid rejiminin yıkılışını bizzat yerinde izledim.

Tatsız anılarım daha çok. Çok fotoğrafçı arkadaşımız öldü. Mermiden fazla, psikolojik baskıya kurban verdik. Bir fotoğrafçının işine, Reuters ajansı "esrarkeş" diye son vermişti. Reuters'den atıldığının ertesi günü Pulitzer ödülünü kazandı.

[Fotoğraf altyazısı: Türkiye ve Kürt sorununu anlamayan Batı, Balkan sorununu anlıyor mu? Bizim Türk basını Fransız politikasını ne kadar anlıyorsa, Fransız basını da Türk politikasını o kadar anlıyor (Fotoğraf: Daniel Colagrossi)]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1