Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Devlet ve millet

Radikal · 7 Temmuz 1999

Anlaşıldı, asılacak. TSK'nın resmi dilden yorumlamak istemediği konulardaki görüşlerini gayrı resmi biçimde yansıtmakla tanınan emekli Orgeneral Kemal Yavuz, "Hapisteki Öcalan devamlı bir saatli bomba olacaktır. Ülkeleri için evlatlarını yitirenlere, ülkenin âli çıkarları bunu gerektiriyor, demeye kimsenin gücü yetmez. Hakkı da yoktur," demiş. Sayın Yavuz'un milliyetçi ve yurtsever bir söylemi var.

Benim babam da subaydı. Ancak milliyetçilik sözünü pek sevmez ve kullanmazdı. Sanırım milliyetçilikle Enver Paşacılık arasında ilişki kurar, bu hırsı zekâsından bir karış önde giden maceraperestin başımıza ördüğü çorapları unutmazdı. Vatanseverliği de çok az duydum ağzından. Çünkü babam için 'vatansever' olmak, beslenmek kadar doğaldı. Altını çizmek gereksizdi böyle bir hasletin. Günümüzde dilinden vatanseverliği düşürmeyenlerin, vatana neler ettiklerini gördükçe doğrusu hak veriyorum. Buna karşılık en çok tekrarladığı kavram, 'devletin âli menfaati'ydi. O kadar sık ileri sürerdi ki bu yüce çıkarı, belki kendisi de nerede olduğundan emin değildi.

Türkiye, Öcalan sorunuyla birlikte 'milliyetçilik' ve 'devletin âli mefaatinin' çeliştiği günler yaşıyor. Milliyetçilik seçilecek olursa, emekli Orgeneral Yavuz haklı. Öcalan'ı asmak gerekir. Çünkü binlerce şehide karşı, hiç olmazsa tek kellelik (ama baş kelle) bir baş isteyen milletimize, Öcalan'ın niçin asılmayacağını anlatmak kolay değil. Ya ayaklanıp, "Demek devlet bizim şehitlerimizin intikamını almıyor," der ve artık oğullarını savaşa göndermezlerse? Ne olur TSK'nın hali?

Ama bir de devletin âli menfaati var. Ve orada haksız, hatta demagoji yapıyor Sayın Yavuz. Çünkü ülkenin ve devletin âli menfaati, bu kez emekli orgeneralin gösterdiği yerde, yani 'Avrupa ülkelerinin emir-komutasına girip girmemekte' değil. Devletin âli menfaati, yalnız PKK'yı ezmekten değil; her alanda hak ve hukuku üstün kılmaktan, yıkıcı faaliyetlerin her çeşidini önlemekten ve ekonomik anlamda güçlü bir Türkiye yaratmaktan geçiyor. Türkiye'nin bir numaralı düşmanı PKK. Peki devletin içine sızan mafya, düşman değil mi? Yolsuzluklar, hırsızlıklar, haraç cinayetleri, haksız kazançlar sonucu güçsüz düşen devlet değil mi?

Eğer Öcalan asılacak olursa, Alaattin Çakıcı'yı Türkiye'ye iade kararı alan Fransa, bu kararı uygulamayacak ve Çakıcı'yı serbest bırakacak. Çünkü idam olan bir ülkeye suçlu iadesi mümkün değil. Artık ipini koparan hırsız, katil, eşkıya soluğu Avrupa'da alacak ve cezasız kalacak. Devlete bunca zararı dokunan suçluları cezalandıramayan Türkiye, güçlü sayılır mı?

Eğer Öcalan asılacak olursa, Türkiye'yi Avrupa Konseyi'nden atacaklar. Avrupa ile ticaretimiz aksayacak. Büyük mali sıkıntılara gireceğiz, Türkiye yeniden içine kapanık, üstelik artık yetmeyen yağıyla kavrulmaya çalışan bir ülke olacak. Güneydoğu bölgesinde terörün beslendiği yoksulluğu yenmek için gösterilen çabalar sıfıra indirgenecek ve aç insanlar, PKK'yı güçlendirecekler. Paramız kalmayınca, PKK'ya karşı hangi silah ve teçhizatla mücadele edecek ordumuz? ABD mi verecek? Oysa ABD'nin Kürtler konusunda ne düşündüğü ve ne yapmak istediği pek de açık değil. Avrupa'yı yitirmiş bir Türkiye, tümüyle bağımlı hale geldiği ABD'den ne isteyebilir, neyi kopartabilir?

Öcalan asılırsa, yirmi bin şehit ailesi ve kuşkusuz geniş genelinde milletin içi rahatlayacak. Ancak Türkiye 65 milyonluk bir ülke. Gerisini nasıl yaşatıp, geleceğini nasıl sağlayacak? Ülkenin âli menfaati, işte bu sorunun yanıtını bulduktan sonra eyleme geçmeyi gerektiriyor.