Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Namusun bedeli

Radikal · 9 Temmuz 1999

Sen yaptın. Ben yapmadım. Öyleyse kim yaptı? O yapmıştır. Dan! Bir daha dan. Fışkıran kan.

Gövdenin külçe gibi çöküşü. Umudun bitişi. Kalanların haykırışları. Acı. Hak edilmemiş bir acı. Namusun

bedeli bu mu olmalıydı?

Bu satırların sürekli okurları anımsarlar. Hikmet Uluğbay ve Zekeriya Temizel için yazdığım yazıyı. Siyasal anlamda harcanacaklar, demiştim. Temizel, harcandı. Hikmet Uluğbay için bu kadar alçakça, bu kadar aşağılık bir tuzak kurulacağını doğrusu akıl edememiştim. İyi insanların aklı, kötülerin şeytanca planlarına ermiyor ne yazık ki.

Uluğbay ölmedi. Mutluyum. Namusun yanında yer alan herkes gibi. Özellikle ailesi adına. Ancak onu tasfiye etmek isteyenler, iğrenç emellerine ulaştılar. Uzun süre görevinin başına dönemez artık. Belki de hiç dönemeyecek. Namusun bedelini bir kez ödediniz mi... Ömür boyu anımsatır kendisini.

Hikmet Uluğbay, bir avuç, evet yalnızca bir

avuç devlet adamının sahip olduğu insanlık ve duygusallıkla, o korkunç cesareti gösterdi: kirli ellerini

üzerinde silmek isteyenleri 'vicdan azabı' çektirerek cezalandırmak istedi.

Çünkü Uluğbay, Türkiye'yi ciddiye alıyordu.

Bakıyorum, Uluğbay'ın intiharından sorumlu olup Türkiye'yi ciddiye almayanlar, sizinle, benimle, alenen ve hala dalga geçebiliyorlar. Nasıl mı? Dinleyin:

Gazetemiz Radikal bir bürokratın sızdırdığı IMF belgesi yüzünden spekülatörlerin borsada yaptığı vurgunu açıkladı. Ortalık karıştı. Karıştı ama, tüm dikkatler yalnızca belgeyi sızdıran bürokratın kim olabileceği üstünde yoğunlaştı. Kimse, borsada o gün kimlerin örneğin yüz liradan kağıt satıp bu kağıtların bedelini yirmiye düşürdüğünü, sonra yüz liradan sattığı kağıtları yirmiye geri alarak hem seksen liralık vurgun yapıp, hem de menkul değerleri elinden çıkarmadığını araştırmadı. Diyelim ki ilk ilgi odağı, 'kimin sızdırdığı' olmalıydı. Ama bugün, Uluğbay'ın intiharına varan sen yaptın, ben yapmadım, o yaptı hesaplaşmasından sonra bile, başta Başbakan Ecevit ve yardımcısı Yılmaz olmak üzere hala, bu ülkenin hiçbir

sorumsuz sorumlusu borsada kimlerin bu vurgunu yaptığını sorgulamıyor!

Türkiye'yi Uluğbay kadar ciddiye almayan bu

adamlar, borsada kimlerin kağıt alıp sattığını öğrenemeyecek kadar dirayetsizler mi? Yoksa vurguncuların kim olduğunu biliyorlar da, açıklarlarsa kimin belge sızdırdığının ortaya çıkacağından mı korkuyorlar? Bilmiyor, araştıramıyor ve öğrenemiyorlarsa, bu

adamlar bir ülke ekonomisini yönlendiremez. Açıklamaya korkuyorlarsa, bırakın Türkiye'yi Tanzanya'nın ekonomisini bile düzeltemezler.

İşin garibi, basın da üstüne gitmiyor bu vurguncuların. Sanki borsa, gizli kapaklı, kayıtsız kuyutsuz bir gayya kuyusu. Onca bilgisayar boşu boşuna yazıp çiziyor. Kimin ne alıp ne sattığı belli değil. Ama nedense, kazanılan paralar belli. Paralara bir şey olmuyor.

Yalnız kimin cebine girdiği öğrenilemiyor. Vay canına. Demek borsada kullanılan bilgisayarların hafızası biraz zayıf oluyor. Paraları hatırlıyor. Hesabını tutuyor. Kime gittiğini bilmiyor. Türkiye'nin kanı emiliyor.

Ülkenin sorumsuz sorumluları, sorunsuz sorumluları işaret ediyor: 'Spekülatörler!' Şirket adı yok, kişi

adı yok. Sanki bit, pire, tahtakurusu ordularından

söz ediyorlar.

Türkiye'yi ciddiye almayanların, alanlarla nasıl

alay ettikleri belli değil mi?