Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Allah'ın ihtarları

Radikal · 11 Temmuz 1999

Dün gece bir düş gördüm. Daha doğrusu karabasan. Hani insanın sürekli tekrarladığı gündelik etkinlikler düşlerine girer ya, ben de rüyamda televizyonun karşısına geçmişim, haberleri izliyorum. Tabii ki Türkiye'nin gündemini görüyorum: Uluğbay'ın yattığı hastanenin kapısında nöbet tutan sunucu, hızla iyileştiğini söylüyor. Derken ekranda, gözü koyun gözü, sakalı keçi sakalı, kırçıl bir teke beliriyor. Sunucu: "Koyun beyi bulamadığımız için şimdi size, Sayın Abdurrahman Çelebi'nin Uluğbay'ın intiharı konusunda söylediklerini ekrana getiriyoruz!" diyor ve Allah, Allah, hayırdır inşallah, kırçıl keçi, koyun gözlerini belerte belerte dile geliyor, "Canını yaktığı küçük kızların ahı tuttu. Allah Azizdir, intikam alıcıdır. Oh oldu!" diyor.

Düşümde, düş gördüğümün bilincindeyim. Kolumu çimdikleyip uyanmaya çalışıyorum, bir yandan da kendime: "Mine delirme, keçi konuşur mu? Konuşsa bile Allah'ın adını anabilir mi? Yüce Tanrı böyle bir izansızlığa izin verir mi?" diye söyleniyorum. Bir de bakıyorum, ekranda bir kürsü, kürsünün çevresinde bir camız sürüsü beliriyor. Salyalı ağızlarını geviş getirir gibi oynata oynata bekliyorlar. Aralarından bir camız, ağır gövdesiyle sallanarak kürsüye çıkıyor, bir yandan kuyruğunu kaldırıp indiriyor, bir yandan böğürüyor. O da ne? Resmen anlıyorum böğürtüsünü. Uykuda camız dili malum oldu bendenize. "Bu olay, Allah'ın bir ihtarıdır!" diye anırıyor, pardon böğürüyor camız. "Uluğbay'ın intihar girişimine, mağdurların Eyüp Sultan Camii'nde haftalarca ettiği beddualar sebeptir, şükürler olsun, canımıza değsin!" diyor kendi dilinde. Düşümde çıldıracağım. Acaba Türkiye'de bir mucize oldu, insan sandığımız bazı yaratıklar asıllarına mı döndüler? Yoksa, yoksa ben de mi camızlaştım? Hemen koşup aynaya bakıyorum, hayır ağzım burnum yerinde. Televizyona koşuyorum, ekranda yine camızlar. Peki ne zamandan beri dine imana geldi bunlar? Ben Allah'ın bir kuluysam, niye camızlaşmadım? Yok Allah bunları camıza çevirdiyse, niye bana onların dilini malum etti?

Bir yandan da duyduklarıma düşsel bir isyan içindeyim. "Behey manda gönü vicdanlılar!" diye bağırıyorum ekrandaki camızlara, "Uluğbay'ın kendisini öldürmesine izin vermeyen Allah değil mi? Onu koruyan, kollayan kim?" Kan beynime sıçramış durumda. Karşımdakilerin kendini bilmez hayvanlar olduğunu unutup veryansın ediyorum: "Behey sığır sülalesi! Demek seni çarpan deli dana hastalığı da Allah'ın işi. Kelebek hastalığından kör olduğunda, şap hastalığından sürü sepet kırıldığında, mezbahaya gönderildiğinde sen kimin ahını almış oluyorsun peki?"

Yetmiyor, elime ne geçerse televizyona fırlatmaya başlıyorum düşümde. Bir yandan da intizar ediyorum: "Kurban bayramında acemi kasap eline düşesi, derileri canlı canlı soyulası, leşkeri deşilesi, senin köküne bir kıran girsin, ben de zil takıp oynamaz mıyım? Oynamazsam ben de MGK (adımın kısaltılmış hali) değilim!"

Derken, kan ter içinde uyandım. Yumruklarımı sıkmışım, kalbim küt küt atıyor. Nereden de çıkarmıştım böyle bir karabasanı? Memeli hayvanlardan, balina ve yunuslar dışında hiçbirinin, hele camızların intihar ettikleri görülmemişti. Konuşup düşünmelerine imkân var mıydı? Elbette ki yoktu. Meğer kötü bir rüyaymış deyip, gülümsedim kendi kendime. Hayır, Türk insanı olduğum için utanmamı gerektirecek hiçbir şey yapılmamıştı Türkiye'de.