Hırs ve esaret
Radikal · 19 Temmuz 1999
Bir büyük tanker, karanlıkta tam üç
kez, uzun uzun
öttürdü borusunu Boğaz sularında. Önce küçük bir tankerin küçük düdüğü, ardından martılar korosu katıldılar konsere. Hoş geldim seslerine İstanbul, hoş geldim. Türkiye, çağdaş efendileri tarafından öpülünce kurbağa olan bir prenses. Oysa sen İstanbul, geçmiş sahiplerinin öpücükleriyle prenses olan bir kurbağasın. Yeni sahiplerin öpmekle yetinmiyorlar, dişliyor, emiyor, ısırıyor, kopartıyorlar; yine de büyüyü bozmaya, seni kurbağalaştırmaya yetmiyor güçleri. Dayanıyorsun şimdilik.
Tabii bu dirençte, senin beyaz atlı prenslerine sadık, büyünü korumaya çalışanların da payı var. Örneğin, Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ndeki 'Savaş ve Barış' isimli sergi için beş yıldır uğraşıp didinen Nazan Ölçer gibi mabet bekçilerinin. Sevgili Güngör Uras'ın ince kaleminden okudum ve çok etkilendim. Uras'ın Milliyet sütunlarında anlattığı tarih, daha sergiyi görmeden, bana senin kollarında yazdığım bu ilkyaz yazısını esinledi. Dinle:
Anımsarsın kuşkusuz, senin bir büyük sultanın, Kanuni diye anılan, Topkapı'dan kalkıp Viyana önlerine 1529 yılının bir eylül sabahı vardı ve sana bağlamak düşüyle kuşattı kenti. Ancak Viyana da büyülü bir kentti. Başaramadı. Efendin Osmanlı'nın içinde ukde kalmıştı Viyana'yı alamamak. 1683 tarihinde, hırsı boyundan büyük bir paşan vardı hani, Merzifonlu Kara Mustafa. İşte bu kendini bilmez, zamanın sultanından: 'Yanık Kalesi'ne gidesin, zapt eyleyesin!' emri aldı, ama Kanuni'nin yapamadığını yapmaya kararlı olarak yine Viyana kapılarına dayandı 1683'te. Oysa yanında, belki Yanık Kalesi'ni düşürebilecek, ancak Viyana'ya sinek vızıltısı gibi gelen küçük toplar vardı; 'Evellalah, yeter ağbicim,' diye mi düşündü nedir, Allah'ın da tam o sırada başka evveliyatı vardı herhalde, Viyana, Kara Mustafa'nın pıtır toplarına bana mısın demedi. Senin kollarında, haremin ve haramın sefasındaki padişah, Yanık Kalesi'nin fetih haberini beklerken; bırak Yanık Kalesi'ni, Estergon Kalesi düşmüş, Merzifonlu Kara Mustafa Belgrad'da idam edilmiş bulunuyordu.
Bozgun sonrası, sanırım Türkiye'de pek bilinmedi. Ben de Hürriyet'in Avrupa baskısından öğrendim. Geçen hafta, Almanya'nın bu kentinde, 'Türkengraben' adıyla anılan tarihi kanal, restorasyonu tamamlanarak açıldı. Münih dolaylarındaki Wittelsbach Hanedan'ına ait sarayları birbirine bağlayan su kanalı, 316 yıl önce Viyana önlerinde esir düşen 800 Türk esire yaptırılmıştı, sevgili İstanbul. Ve Kara Mustafa Paşa'nın Osmanlı ordusunu yenen müttefiklerden, Bavyera Prensi Max Emanuel'in Münih'e getirdiği Türk esirlerin, kanal inşaatındaki iş koşulları belgeleriyle açıklandı. 800 esire, günde yarım kilo ekmek, haftada yarım kilo eritilmiş yağ (kuşkusuz domuz) ve tuz veriliyordu. Yüzlerce Türk esir, bataklık hummasına tutularak can verdiler. Aralarında işe alışık olmayan yüksek rütbeliler, bedenen dayanamayarak öldüler. Sağ kalanlar ise, kanaldan sonra Alman soylularının tahterevanlarını taşımak ve odun kesmek işlerinde kullanıldılar.
Senin anlayacağın, 1683 Viyana bozgunundan geriye bir su kanalı kaldı, İstanbul. Almanlar kanal töreninde Türk esirleri anıp onurlandırdılar. Bizim Münih Başkonsolosu da davetliydi, ama konsolos bey izinde olduğu için katılamadı. 'Türkengraben', Türk yetkili olmadan açıldı. Çünkü bizim tarih, yalnız paşaları yazar. Zaferler ve yenilgiler onların adıyla anılır. Ölenler toprağın, sağlar bizim, kalanlar ise kâfir kültürünündür.