Savaş ve makyaj
Radikal · 28 Temmuz 1999
Yunancada 'kosmos' sözcüğü, garip bir birleşimle hem
'evren', hem de 'süs' anlamına geliyor. Meğer makyaj yapmakta kullandığımız 'kozmetik' ürünlerin anlamı, 'kosmos'ta bulurmuş temelini.
Max Factor rujlarını, kalemlerini, fondötenlerini biliriz. Kadınlık ömrümüzün bir döneminde, mutlaka kullanmışızdır birini. Ama iki kişilik Max Factor hanedanı, yalnızca bir 'kozmetik' markası değil, bir Hollywood efsanesiydi.
Birinci Max Factor, 1872 yılında Rusların aldığı Polonya topraklarında dünyaya geldi. Gençliğini Büyük Saint Petersburg operasında takma saç ve makyaj ustası olarak geçirirken, becerisi Rus Çar ailesi tarafından fark edildi ve sarayın hizmetine girdi. Ancak tehlike çanları çalıyor, Rus devrimi gök gürültüleriyle yaklaşıyordu. Baba Max, 1904 yılında Amerika'ya göç etti ve elceğiziyle yaptığı parfümleri, takma saçları pazarlamaya başladı. 1914 yılından öteye, tutkuyla bağlandığı sinema dünyasına sıçrayarak devrinin bütün büyük film yapımlarında yerini aldı, daha da iyisi tüm Hollywood güzellerinin vazgeçemediği büyülü makyajlara, takma saçlara imzasını atarken, sinemaya yalnızca düş görmeye giden 'sade' ev kadınlarına kozmetik ürünleri satmaya başladı. Max Factor fabrikası, çok geçmeden yüzlerce işçi çalıştırmaya ve tüm dünya kadınlarını 'ruj' ve 'makeup'a bulamaya koyulmuştu.
Baba Max Factor, kozmetik alanında kullandığımız tüm sözcüklerin ve bir de, makyaj ürünlerinin dayanıklılığını denemek için yarattığı 'öpücük makinesi'nin mucididir. Ancak oğlu Francis Factor, icat konusunda kendisini geçti ve 1938 yılında babasından boşalan yeri, fazlasıyla doldurdu. Örneğin, ünlü Ben Hur filminde, iki bin figüranın makyajını tek seansta yapmış, çünkü bugün 'spray' dediğimiz dev boyutta püskürtme aletlerini icat edip kullanmıştı. Güzeller güzeli Esther Williams'ın şikâyetlerine dayanamayarak bir gece oturdu ve 'water proof', yani suya dayanıklı makyaj malzemesi üretmenin formüllerini buldu.
Amerikan ordusu, çok geçmeden genç Factor'un bu dehasıyla ilgilendi. İkinci Dünya Savaşı sırasında, çok iyi bir kimyacı olan Francis, Amerikan Deniz Kuvvetleri askerleri tarafından kullanılan 'kamuflaj' yöntemlerine imzasını attı, askeri deniz malzemelerinin gizlenmesi için gereken renk kompozisyonunu yarattı.
1984 yılında Hollywood'da açılan Max Factor müzesinin dört büyük salonu, dört ideal sinema oyuncusunun adını ve özelliklerini taşırdı. Sarışınların salonu mavi boyalı olup, Jean Harlow'a adanmıştı. Kızıl saçlı Ginger Rogers'i yücelten yeşil salondu, esmerlerin tapınağı pembe renkli Claudette Colbert'in adını ölümsüzleştirirken; fındık kabuğu kumrallar, şeftali renkli Rochelle Hudson'a ayrılan salonda bulurlardı düşlerini süsleyen güzellik simgesini. Aynı müzede, ünlü öpücük makinesi ve büyük oyuncuların kullandıkları takma saçlar yanında, elbette Max Factor'un tarihi ürünleri, bir de... John Wayne'ın aslında kendi saçı olmayan takma 'kahkülü' durmaktaydı.
Max ve Francis Factor, oğulun da 91 yaşında ölmesiyle Rus asıllı yedinci sanat tutkunlarının Amerikan sinemasına kattığı estetiğin son büyük temsilcileri oldular. Bugün Max Factor firması, Procter and Gamble isimli dev kozmetik sanayiin malı. Müzeye ne oldu bilmiyorum, çünkü yeni sahipleri 1996 yılında kapatma kararı almışlardı. Hollywood'un karton gökkubbesinde, yıldızların ömrü uzun olmuyor.