Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

İnsanlığın bedeli

Radikal · 30 Temmuz 1999

Dün gece yalnız dolaştım İstanbul'u. Büyük kapılar vardı, kapalı. Küçük kapılar açıktı, ama dardılar. Büyük kapıların önünden geçtim, küçüklerden içeri girmedim. Fail değil, tanıktım dün gece İstanbul'da. Yalnız olmak ve kendi gözlerimle görmek istiyordum anlatılanları. İstanbul insanları insanlıktan çıkarmıştı, öyle diyorlardı. Peri kızı doğanlar cadılaşıyor, kurt geçinenler ayılaşıyordu. Gündüz istavrit olanlar, geceleri köpekbalıklaşıyordu. Bu kent bir dolunaydı, üç denizin uzayında.

Önce yaldızlı kabuklarını dolaştım İstanbul'un. Hak edilmemiş servetlerin güvensizliğini gördüm insanların yüzlerinde. Gözleri, başkalarının gözbebeklerinde kimlik arıyordu. Ancak hepsi başkasına bakarak kendisini gördüğünden, bir hiçlikle karşılaşıyordu. Erkekleri yakışıklıydı, kadınları güzel, ama hiçbiri özel değildiler.

Araba markalarını, terzi adlarını birer üniforma gibi taşıyor; güçlerini yatlarının motor beygirlerinden alıyorlardı. Övünç kaynaklarını yalılarının, villalarının beşiğine yatırmışlar; rahat uykularını kalın portföylerine, uykusuz gecelerini incelen destelere bağlamışlardı.

Yoktu hiçbirinin diğerinden farkı, farkın adı paraydı ve onlar vardılar, çünkü çok ve kolay kazanıyorlardı. Bazen aynı pazarda ve aynı yarıştaydılar, çoğu kez birbirlerine, ama sonuçta, daima ve hep beraber, isimsiz kalabalıklara kazık atıyorlardı. Ve nedense, parçalamak ve yutmak için çabaladıkları kendi benzerleri, yani

rakipleriyle birlikte olmadan yaşayamıyorlardı. Satın aldıkları adamlara içlerini, satın aldıkları kadınlara dil döküyorlardı. Çıkarsız dostluklar ve aşkla elde edebileceklerini 'ödemek' zorundaydılar. Sade mutluluklar, varoluş biçimiyle sevilmek onlara haramdı. Her şeyi, her şeyi, bedavayı bile satın almaları gerekiyordu artık.

Acıdım onlara.

Sonra onlara özenenlerin, ah... bir fırsat bulsalar aynı eşiği atlayacak olanların, o eşiği atlamak için yanıp tutuşanların, onların yerine geçmek için, ah... bir fırsat bulsalar onları dilim dilim doğrayacakların, ana baba, kız kızan demeden bir fırsat için harcayacakların İstanbul'unu dolaştım. Gözleri haset doluydu, dilleri çatallıydı; hepsinin elinde görünmez bir kazık vardı, günü gelince geçirecekleri kurbanları iştahla süzerek yontuyorlardı uçlarını. Mutsuzdular, ama onlara acımadım.

Bedelsiz insanlığı keşfettim birden. Karşılık beklenmeden verilen sevginin, bedava keyfini tattım. Kendimi bir tek, onların arasında mutlu hissettim İstanbul'da.