Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Metres

Radikal · 31 Temmuz 1999

Onurlu her kadının tüylerini ürperten bir sözcüktür 'metres'. Elbette 'metre'yle ilgisi yoktur ve kimilerini gücendirmeyi göze alarak doğru, gerçek bir tanımını yapmak gerekirse: "Sağlanan maddi imkanlar karşılığında, evli bir erkekle birlikte olan kadın," anlamına gelmektedir. Kaba bir deyişle 'metres', tek bir erkeğe hizmet veren 'fahişelik' mesleğidir. Eğer kadın, evli olmasına karşın bir erkekle, para almadan, onun tarafından beslenip, giydirilip, kuşatılmadan birlikte oluyorsa 'metres' değil, sevgilidir. Aradaki fark çok büyük olup, maddi bir çıkarı değil, duygusal bir seçim ve yaşam biçimini yansıtır.

Bu sözlerimden sakın, 'evliliği' savunup 'metresliği' aşağıladığım sanılmasın. Hiçbir üretimde bulunmadan, zengin eşin verdiği ÜSTÜN olanaklarla yaşamlarını sürdüren kimi 'evli' kadınların, kesinlikle 'metres'ten farklı olduğunu düşünmüyorum. Bir imza fazlalığının, temelde icra edilen mesleği değiştirmeyeceğine inananlardanım.

'Metres', Fransızca kökenli bir sözcük.

Erkeği ve dişisi var. Erkeğine, 'Maitre' deniyor ve öğretmen, hoca, uzman, sahip, anlamlarına geliyor. Okunuşu 'metres' olan dişi sözcük 'Maitresse' ise, hem Türkçedeki anlamına sahip, hem de

bütün öteki anlamlara. Garip bir dil oyunu işte. Akıl ermez bir çelişki.

1996 yılında ölen Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand'ın yaşamı, bu 'metres' kavramı üzerinde epeyce düşündürmüştü beni. Eski cumhurbaşkanı, aralarında bir kadın yazar ve bir de başbakan olmak üzere pek çok kadınla anılmıştı. Ancak, evlilik dışı kızı Mazarine'in annesi Anne Pingeot, gerçekten 'metres' statüsündeydi. Çünkü, Başkan Mitterrand Elysee Sarayı'nı nikâhlı karısı Danielle ile paylaşırken, ulusal metres Anne Pingeot ve kızı, Mitterrand tarafından devlete ait saraylardan birine yerleştirilmişlerdi. Yalnız ikametgahları değil, yiyecekleri, içecekleri, uşakları, aşçıları da Fransız devleti tarafından karşılanıyor ve cumhurbaşkanlığı muhafız alayı askerleri tarafından korunuyorlardı. Hâlâ da korunuyorlar. Devlet eliyle gerdeğe girmek, buna denirdi işte. Mitterrand'ın, masrafları vergi mükelleflerine yüklediği otuz yıllık çapkınlığını öğrendiğimde, bir soru kurcalamıştı kafamı:

Acaba eski Fransız Cumhurbaşkanı, François değil de 'Françoise', yani erkek değil de kadın olsa... Kocasının bildiği otuz yıllık bir âşığı, daha doğrusu 'metres'in tam karşılığı bir 'jigolo'su bulunsa... O jigoloyu cumhurbaşkanlığı saraylarında oturtup beslese... Ne olurdu, dersiniz?

Fransız halkı, hanım cumhurbaşkanlarının bu usta işi çapkınlığına alkış tutar mıydı? Mitterrand'ın ardından bunca yıldır ağlıyorlar, ona da bu kadar gözyaşı dökerler miydi?

'Françoise' Mitterrand, on dört yıl boyunca cumhurbaşkanı kalabilir miydi?

Bu soruların yanıtı, elbette 'Hayır!' Ama asıl soru, günün birinde Fransa gibi demokrasi şampiyonu, sözümona uygar ülkede bir kadının cumhurbaşkanı seçilip seçilmeyeceği. Onun yanıtı bile, şimdilik ve daha uzun yıllar için koca bir 'Hayır!' Cumhuriyet armasında, 'Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik' sözleri yer alan Fransa'da durum böyle. Avrupalı pek çok toplum, bu dilimden yüzyıllardır yiyor. Kadınları da 'Afiyet olsun!' diyor.

ABD ise, Avrupa'dan oldukça farklı. Bırakın resmi metres statüsünü, yarım yamalak kaçamakları bile başkanlarına çok gördüğü, Monica'nın ağzından, Bill'in burnundan gelenlerle belli. ABD'de 'metres', devletin başından ayak parmağının ucuna dek tahammül edilemeyen bir kavram. Bir gün bir kadının başkan olabileceği ise, çok şüpheli. Oysa en müthiş kadın lobileri, Amerika'da. Hal böyle olunca, Türkiye örnekleşiyor. Bizim politikacılar çalıp çırpıyor, ama metres falan pek tutmuyorlar. Kadın başbakanımız ise, bir gün rahatlıkla cumhurbaşkanı olabilirdi, İYİ Kİ direkten döndü, olamadı. Zaten parti başkanı da kalamayacak gibi.

Kısacası bizim politikacıların, cinsel ahlakı var sayılır da, başka erdemleri pek yok. Keşke, diyorum, metres ya da jigolo tutabilselerdi de, biraz daha çaplı ve parlak olsalardı.