Kayan yıldızlar
Radikal · 6 Ağustos 1999
Doğumunun yüzüncü yılı kutlanan Ernest Hemingway, alkol, kan ve barut kokularını severdi. Soluğu tükenince av tüfeğini kapıya bağladı, namlusunu ağzına soktu ve kapı ile tetik arasına gerdiği ipi çekerek yaşamına son verdi. Hemingway'in ailesinde şimdiye dek dört intihar var. Ama bence en trajik ölüm, torunu Margaux'nunkiydi. Kendini mi öldürdü, kendiliğinden mi öldü, anlaşılamadı. Ancak yaşamı zaten intihardı ve kısacık ömrü boyunca, dedesinin izinde bir tükenişi aramıştı.
1.80'lik boyu, iri ve diri gövdesiyle, sağlam, güzel bir ağaca benzeyen genç kadın, ruhunda yaralı bir kuşun yüreğini taşıyordu. Doğuştan disleksik, yani yazıları tersten okuyan ve yazan özürlü bir çocuktu. Uzun süren tedavisi dolayısıyla, dedesinin kitaplarını ve edebi değerini, ancak çok sonraları okuyup kavrayabildi. Anılarında: "Çocukken, tüm Hemingway'ler arasında okuyup yazamayan tek kişi bendim," diyordu. Hemingway efsanesini geç keşfetmenin verdiği aşağılık duygusunu bir türlü üzerinden atamadı Margaux. Ve belki de bu duygu yüzünden, dedesinin adına gereğinden çok sahip çıkmaya kalkışıp kendi yaşamını ıskaladı.
Magazin tarihi, Margaux Hemingway'in alkolik bir baba tarafından dövüldüğünü, hatta 16 yaşında yakınlarından biri tarafından iğfal edilince evden kaçtığını yazıyor. 1974 yılında, 19 yaşındaki Margaux'yu dünyanın en pahalı mankeni olarak görüyoruz. Ancak alkole çok çabuk teslim oluyor güzel Margaux. Uyuşturucu da kullanıyor, bir türlü yenemediği bir kaderin izini sürüyor. Önce, bir hamburger kralının çapsız oğluyla evleniyor. Aradığı aslında bir baba, bir parça sıcaklık, güvenebileceği sağlam omuzlar, karşılıksız bir şefkat. Bir yıl sonra ayrılıyor. İkinci kocası bir Fransız. Dedesi gibi maceracı, bu çapkın ve yakışıklı adamı çok seviyor Margaux. On yıl birlikte oluyorlar. İkisi de alkolik. Mutluluğu bulduğunu sandığı bu adamla, dedesinin izini kovalamaya başlıyor. Niyeti, Ernest'in gezdiği dünya köşelerinde onu tanıyanlarla röportajlar yapıp bir belgesel hazırlamak. Ancak belgesel çekilemeden paralar bitiyor. Alkol ve sefalet dumanları arasında ikinci kocasıyla ayrıldıklarında otuz kilo şişmanlıyor. Magazin basını, çirkinleşip biçimsizleşen Margaux'yu, ağzını şapırdata şapırdata sürüyor gazete sütunlarının taze ete aç okuyucularına.
Margaux tedavi görüyor, yeniden güzelleşiyor, çekingen kalemiyle dedesinin peşinde, yine kitap yazmaya çalışıyor.
Olmuyor. Ernest gibi olamıyor bir türlü.
Margaux hep, İsa'nın taşıdığı haç gibi yüklendiği Hemingway soyadının kendisine getireceği şöhreti bekliyor. 'Lipstick' filminde küçük kız kardeşi Muriel'in kendisinden daha iyi bir oyun çıkarması, eleştirmenlerin Muriel'i göklere çıkarırken kendisini yerin dibine batırması son, kesin darbeyi vuruyor genç kadına. Yeteneksizliğin ezikliğine parasızlık ekleniyor. İkinci sınıf filmlerde, üçüncü sınıf rollere 'evet' diyor. Erkek dergilerine poz veriyor. 750 bin dolarlık bir vergi borcu, Santa Monica'da sade bir apartman dairesi ve yalnızlık, son durağı oluyor.
41 yaşında yorulan yüreği duruyor Margaux'nun. Cesedi, o sade dairede, üç gün sonra bulunuyor.
Margaux Hemingway, kendi deyişiyle 'olgunlaşmasına izin verilmeyen bir çekingen, utangaç çocuk'tu. İntihar eden tüm çocuklar gibi, erginliği içine sindirememişti. Dünyanın ağırlığından çok, adının büyüklüğü altında ezildi, gitti.