Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Ey gurur, geldiysen üç kere vur!

Radikal · 8 Ağustos 1999

Tokyo'da güzel bir bahar günüydü. Takvimler 25 Kasım 1970'i gösteriyordu. Yukio Mishima, beraberinde dört genç adamla Japon Kara Kuvvetleri karargâhından içeri girdiğinde, olacakları havada dolanan helikopterdeki televizyon kameramanları ve kapıda bekleyen gazeteciler biliyor, ancak karargâh komutanı General Mashita ile askerleri bilmiyordu. Yukio Mishima ve arkadaşları, komutanın bürosuna girer girmez kendisini tutsak aldılar, sıkı sıkı bağladılar. General Mashita'yı kalkan gibi kullanan Yukio, yardıma gelen subayları geri püskürttü ve karargâhtaki tüm askerlerin alanda toplanmasını istedi. Balkona çıktı ve konuşmaya başladı. Alnına Japon İmparatorluğu'nun kırmızı güneş simgesini taşıyan bir bant takmıştı. Ellerinde beyaz eldivenler, üzerinde yaldız düğmeli bir üniforma vardı. Karargahın önünde toplanan askerlere, Japonya'nın öz değerlerini nasıl yitirdiğini ve çıkarcılığın önünde nasıl onursuzca eğildiğini anlatan bir söylev çekti. Şaşkınlıkla izlenen sözleri; ıslıklandı, yuhalandı, küfürlerle karşılandı. Helikopterdeki TV kameraları filme alıyorlardı her şeyi. Sonra içeri girdi Yukio Mishima. Tutsak generalin karşısında diz çöktü, pantolonunu çözdü ve elindeki Japon kılıcı ile boydan boya yardı karnını. Onun ardından müridi ve sevgilisi, genç Japon delikanlısı 'harakiri' yaptı. Seppuku geleneği gereği, can çekişen Yukio ve Morita'nın başları, arkadaşları tarafından kılıçla gövdelerinden ayrıldı, üzerlerine kimonolar örtüldü ve ağlayan generalin bağları çözülüp kapılar açıldı. Polisler ve gazeteciler kan kokan odaya aynı anda daldılar.

Yukio Mishima yazdığı 70 kitapla o gün de Japonya'nın en büyük yazarı sayılıyordu, bugün de sayılıyor. Ölümünden 30 yıl sonra Mishima'nın intiharı hâlâ kafaları kurcalıyor ve hakkında yazılar, araştırmalar yayımlanıyor. Mishima eşcinseldi. Koyu milliyetçiydi. Ve eşcinselliğini yadsıyan Japonya'nın kendi kültürüne yabancı değerler önünde pantolon indirmesini hazmedememişti. Japon gururunun en üst imgesi harakiri ile intihar ederek alçaklıkla suçladığı yurttaşlarına bir 'büyüklük' dersi vermek istedi.

Gurur ve onur sahibi olmak için intihar etmek gerekmiyor. Kimi kez 'hayır' demek yetiyor.

1950'lerde Charlie Parker ya da diğer adıyla 'Bird' ününün doruğunda bir Paris turnesi yapıyordu. ABD Büyükelçisi, Parker onuruna bir davet düzenlemiş ve başkentin tüm kremasını çağırmıştı. Bir ara saksofoncunun kulağına eğilen elçi: "Davetlilere bir şey çalar mısınız?" dedi. Bird şaşırmıştı: "Burada davetli olarak bulunuyorum, çalmak için gelmedim!"

Büyükelçi davetlilere söz verdiğini belirterek ısrar etti. Parker'ın kafası atmıştı: "Pekâlâ," dedi."Ama bir şartla çalarım!" Büyükelçi, her şeye hazır bir oburlukla, "Nedir?" diye sorunca, cevabı yapıştırdı: "Önce karınızla sevişeceğim!"

Paganini bundan bile iyisini becermişti. Ona da çağrılı olduğu bir davette keman çalması için ısrar ettiler. Paganini yanında kemanını getirmediğini söyleyince, ev sahibi gidip kemanını alması için derhal emrine bir araba tahsis etti. Paganini arabaya bindi, evine döndü, kemanını aldı, sürücüye verdi ve: "Buyrun götürün, benim gelmeme gerek yok. Kemanımı davet etmişler!" sözleriyle tarihe geçti.

Bütün bunları niçin mi anlatıyorum? Bilmem. Kiralık hükümetlerin, kiralık milletvekillerinin, kiralık memurların, kiralık işadamlarının, kiralık gazetecilerin hiç bilmediği bir duyguyu anımsattığı içindir belki.

Ey gurur, geldiğin zaman, ne olursun, üç kere vur!