Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Sihirli kutu

Radikal · 14 Ağustos 1999

23 Mart 1985 günü, Paris gazetelerinde şöyle bir haber yer alıyordu: "Lyon'lu sanayi erbabından ve kaşif Louis Lumiere, dün akşam seçkin bir topluluğun önünde Yansıma Kinetoskopu'nu takdim etti. Şaşkınlıktan dona kalan seyirciler, Bay Lumiere'in Monplaisir atölyeleri önünde çektiği hareketli fotoğraflardan oluşan bir gösteriye tanık oldular. Keşiflerini her zaman birlikte imzalayan Auguste ve Louis Lumiere'in icadı lambalı Kinetoskop gösterisi pek başarılı olup, insanoğlunun iki yüz yıldır aradığı, Bay Thomas Edison'dan Muybridge, Robertson, Reynaud ve Marey'e kadar birçok bilginin üzerinde çalıştığı hareketli fotoğraf tekniğinin ulaştığı son noktadır..."

Sinema icat edilmişti. Bugün sinemasız bir dünya düşünebilir misiniz?

Orson Welles de düşünemiyordu. Ölümünden üç yıl önce, Paris sinematek sarayı Chaillot'da genç sinema okulu öğrencilerinin sorularını yanıtlıyordu. "Çok güzel bir film projem var. Ama çalmadığım kapı kalmadı. Para bulamıyorum. Çekecek kameram bile yok!" diye sızlanan öğrenciye: "Yoksa çal," dedi Orson Welles. "Banka soy, kapı kır, kamera bul ve yap filmini."

Sinema dünyasının dehası kabul edilen Welles'in tarihe mal olan başyapıtlarını gerçekleştirebilmek için çoğu kez finans bulamamış, radyoculuktan, aktörlükten kazandığı paraları yapmak istediği filmlere yatırmıştı. Ingrid Bergman'ın sözleriyle: "Orson, yaptığı filmleri yönetti, yönettiği filmleri yazdı, yazdığı filmlerde oynadı, oynadığı filmlerin kostümlerini yaptı, yine de maddi sıkıntıdan kurtulamadı," diye özetlenebilirdi yaşamı.

23 yaşında 'Dünyalar Savaşı' kitabının radyodan yayımlanan çarpıcı bir yorumuyla Amerikalıları gerçekten Uzay'dan gelen garip varlıkların istilasına uğradıklarına inandıran ve sokaklara döken Orson Welles, 'Citizen Kane' filmini bitirdiğinde, 25 yaşındaydı. Amerikalı basın imparatoru Hearst'ü düşünerek yazdığı senaryo, politikaya atılan bir gazete sahibinin yükseliş ve düşüşünü, ilkelerini zamanla nasıl feda ettiğini ve gaddarlaştığını anlatıyordu. Yurttaş Kane rolü gereği, film sırasında elli yaş ihtiyarlaması için Orson Welles'e yapılan özel makyajın gereklerinden biri, kendisine yaşlı adam bakışı vermek üzere takılan merceklerdi. Bu merceklerle iyi görmüyordu Welles. Kane'in karısının odasında her şeyi vurup kırması gereken sahnede, birden elleri kan içinde kaldı ünlü aktörün. İyi görmediği için, bileğini kesmişti. Getty'yi merdivenlerde kovaladığı sahnede, yine önünü görmeyip üç metreden tepetaklak düştü. Hastanede, ayak bileğini iki yerinden kırdığı anlaşıldı. Orson Welles, iki hafta boyunca filmi tekerlekli bir iskemleden yönetti. Kane'i oynadığı sahnelerde, ayağının iki yanına takılan çelik çubuklar sayesinde ayakta durabiliyordu. Derken, senaryo gereği çıkartılan yangın, Welles'in bir türlü istediği çekimi elde edemeyerek uzayınca, stüdyonun tıkalı bacası, gerçekten tutuştu. Orson Welles, hâlâ kafasındaki sahneyi çekmeye uğraşırken, birdenbire kapılar açıldı ve içeri gerçek itfaiyeciler doldu. İçlerinden birisi, aktör Paul Stewart'a, "Bu filmi kim yapıyor?" diye sordu, Orson Welles yanıtını alınca başını salladı: "Hiç şaşırmadım!" Bilge itfaiyeci, Welles'in Dünyalar Savaşı radyofonik piyesiyle yarattığı toplumsal paniği unutmamıştı.

Film bittiğinde, başta ABD olmak üzere dünya birbirine girdi. Sinema kavramı bu filmle biçim değiştirmişti. O tarihte gencecik bir adam olan Orson Welles, 'Citizen Kane' ile neyi başardığını acaba gerçek boyutuyla anlamış mıydı?

Orson Welles hakkında yazan onlarca araştırmacı, bu soruyu inançlı bir 'Hayır!'la yanıtlıyorlar. Welles, harika bir iş yapmış, ama önemini kendisi de hesaplamamıştı.

Gerçek dâhilerin üstünlüğü, giriştikleri yapıta 'önemli bir iş yapıyorum' diye başlamamaları ve bu yargıya başkalarının varması galiba. Dağ yapıyorum diye başlayıp, fare doğuran yeteneksizler o kadar çok ki...