Gizemli bir kadın
Radikal · 15 Ağustos 1999
Pop Art yıllarıydı. Gözlerimizin alt kapaklarına 'eyeliner'la sahte kirpik çizer, üst kapaklarını beyaza boyar, kaşlarımızı incecik kalıncaya kadar yolardık.
O güne değin hiç görülmemiş, makyajda devrim yapan boyanış biçiminin, bizim için, daha doğrusu o günlerdeki dişi tanrıçamız Twiggy denilen tüy sıklet kız kurusu için, ya da Twiggy'nin ta kendisi tarafından icat edildiğini düşünüyorduk. Sahte kirpikler çizili baygın gözlerimizi doğrusu çok çekici bulmaktaydık.
İkinci Dünya Savaşı'nı yaşamış anne ve baba evinde, elbette her şey, eski ambalaj kâğıtlarından sicim parçalarına kadar saklanır ve pek tabii tarihlerin 1930'ları gösterdiği dergiler de bulunurdu aralarında. İki flörtün arasında ve cebir denilen korkunç baş ağrısından sıkılmaya fırsat bulan canım, bir gün bu dergileri karıştırmak istedi. Sayfaları çevirirken sahte kirpikler çizili gözlerim faltaşı gibi açıldı ansızın. Bir kadın portresi duruyordu önümde. Perde gibi kirpikleri altında yarı yarıya aralık gözleri yana doğru süzülüyordu. İncecik kaşlarından biri ötekinden daha kalkıktı, soylulara özgü küçümsemeyle dolduruyordu güzel çehresini. Ağzı kıpkırmızı ve bıçak sırtı gibi olmasına karşın, olağanüstü çekiciydi. Kısacık kesilmişti siyah saçları. Gerdanını geriye atmış, objektife dikey değil, yatay bakıyordu.
Tıpkı bizimkiler gibi sahte alt kirpikleri vardı. Tıpkı bizim gibi kesilmişti saçları ve bizim gibi boyanmıştı dudakları! Altındaki adı okudum: Greta Garbo yazıyordu. Dergi, 1938 yılının tarihini taşıyordu.
Demek bizim zamanımızda icat edilmemişti Twiggy makyajı!
Greta Garbo'ya âşık oldum. Sonunda tüy sıklet, kız kurusu olmayan bir tanrıça bulmuştum. 1930'lu yılların 'seks sembolü' Greta'nın yaşamını izlemeye başladım adım adım. Ben onu otuz yaşlarındaki haliyle keşfettiğimde, 'Muhteşem Garbo', sinemadan çoktan ayrılmış, inzivaya çekilmişti. Bütün dünya fotoğrafçıları peşindeydi. Ancak Greta Garbo'nun yaşlanan çehresini imgelemek, Loch Ness canavarını görüntülemekten daha güçtü.
Dünyanın gelmiş geçmiş en estetik mitoslarından biri, tarihe bıraktığı güzel yüzünün çöküşünü göstermek istemiyordu.
"Her gün banyodan çıktığımda, çıplak gövdemi bir boy aynasında inceliyordum," diye anlattığını okuyacaktım daha sonraları. "Her gün yeni kırışıklıklar keşfediyordum," diyordu. "Rejimler yapıyor, masajlar yaptırıyordum. Yaşlılığı geciktirmek için cimnastiğe başladım. Boşunaydı..."
Greta Garbo, kalıcılığın tek ölçüsü, zamanın geçişini hazmedemiyordu.
Hollywood'un 'ilahe' ilan ettiği kadın, karabasana dönüşen yaşlılık duygusuyla mücadele ederken, işini bitiren darbeyi, son çevirdiği 'İki Yüzlü Kadın' filminin uğradığı ticari iflasla yedi.
Avrupa ve Amerika, kanlı bir savaşa tutuşmuşlardı Almanya ile. Dünya, kin ve cinayete gebeydi. Greta Garbo'nun çektiği acıya karşı müttefiği yoktu. Dostları hep daha az, daha azdılar çevresinde.
Otuz beş yaşında veda etti beyazperdeye.
Tüm baştan çıkarıcı önerilere, tapınma ayinlerine rağmen dönmedi.
Tarihe bıraktığı güzelliğinin, otuz beş yaşındaki gibi ölümsüzleşmesi için gelmesi gereken gerçek ölümü, tam 50 yıl, perdelerin arkasında beklemesi gerekti.
Zamanı durduramayan Garbo, yaşamın saklambaç oyununda 'sobe' yapılamayandı.