Bir yaz senfonisi
Radikal · 16 Ağustos 1999
Kimi kent, insanlara rağmen yaşar. Budanmayan bir ağaç gibi büyür, serpilir. Vahşi dalların çokluğu kanını,iliğini kurutur gövdesinin. Kesilmeyen 'piç' filizleri beslemek telaşındayken, ölmeye durur en gürbüz kolları. Asıl dalları.
Istanbul gibi.
Kimi kent ise insan eliyle yaşatılır, bakılır, onarılır, şımartılır. Göz zevki, damak tadı; yürümek, koklamak, dokunmak ve duymak için.
Paris gibi.
Paris, gerekli yerleri budanmış, ana dallarına özsuyu akıtan bir ağaç bahçesidir. Yolların, güzergâhların ne olduğu, ne olacağı belli. Bu kadar ölçülü biçili bir gelişme, insan doğasına aykırı değil mi? diyebilirsiniz. Ama kul zekâsı, disiplini sürpriz kılan bir kadın kıvraklığına dönüşür Paris'te.
Zaten 'dişidir' Paris.
Bir kent 'erkeğe' benzetilir mi hiç?
'Paris kadın gibidir,' yerine, 'Erkek kenttir Paris,' denilebilir mi? Her şey dişidir Paris'te. Bu tanım Parisli erkekleri gücendirmez. Gökyüzünü hoyratça yaran Eyfel Kulesi bile, 'Demir Hanım,' diye anılır: 'La Dame de Fer.' Mevsimler Paris'le randevularına, heyecanlı birer metres gibi gelirler. Ne yapacakları belli olmaz. İlkbahar, genç kız telaşındadır. Çiçeğini, kokusunu nereye ne zaman saçacağı kestirilmez. Yaz, olgun kadın tadında. Kimi zaman çürük olur, yani bol yağmurlu. 'Ete pourri,' dediklerinden. Ama metrolara yağmur yağmaz. Gece ve gündüz, belli değildir o ışıklı dehlizlerde. Ne soğuktur metrolar, ne de sıcak. Mevsimler birbirine karışır.
Metroları mesken tutmuş insanlar vardır Paris'te. Zaman kavramını yitirmiş olması gereken insanlar. Oysa yitirmezler. Gece ve gündüzü birbirine karıştırsalar da, mevsimleri unutmazlar. Metro dehlizlerine yaz, müzikle gelir. Kışın da vardır ama, yazın müziği başkadır. Kalkmakta olan vagona ansızın bir akordeonla girer müzik. Üzgün insanları, yorgunları, bıkkınları alır, Piaf'ın, Brel'in, Montand'ın Paris'ine götürüverir.
Gençtir akordeoncu. Piaf'ı, Brel'i, Montand'ı bilmemesi gerekir aslında. Bir blucin çekmiştir ayağına. Yakışıklıdır. Sol kulağından altın bir küpe sarkmaktadır. Amerikan şarkılarına gönül vermiş olması gerekir onun da. Oysa Paris'in çeyrek yüzyıllık kaldırım şarkılarını söyler. Çünkü toplumsal bellek çalışmaktadır bu şaşırtıcı kentte. Insanlar anımsarlar.
Ve anımsayan insanlar, iyi giyimli kadınlar, iş adamı erkekler, göstermemeye çalışarak ellerini ceplerine atarlar. Üç beş frank hazırlayıp sıkarlar avuçlarında. Görünüşte ilgisizdirler. Bakmazlar akordeoncunun yüzüne.
Utandırmamak için sanki. Ama içlerinden, 'Bu yoksul müzisyenler metromuzdan eksilmesin,' duası geçer hepsinin. Ve müzisyenin plastik bardağı, bir adak kutusu gibi dolar sonunda. Üç dakika geçmiş, Concorde İstasyonu'na gelinmiştir.
Fransız devriminin ünlü Concorde yasası, istasyonun duvarını büyük harflerle kaplar. Bir yerinde yasanın, "Hiçbir yurttaş görüş, düşünce ve inançları yüzünden taciz edilemez," yazar. Bu tümcenin önünde bir yaşlı kadın harp çalmaktadır. Yaşlı kadının önünde ambalaj kartonundan bir dilekçe vardır. Üstünde: "Merhaba. 58 yaşında bir nine namusuyla yaşamak istiyor. Cömertliğinize teşekkür. Hepinize iyi günler," yazılıdır. Arkasında paraların toplandığı bir mendil durur. Yaşlı kadının gözleri kapalıdır.Ve o kocaman Harp'tan, insanın içine işleyen bir ince şikâyet yükselmektedir.
İnsanlığa sağır olmayanların duyabildiği bir şikâyet.