Bıyıklı sakallı düşünceler
Radikal · 18 Ağustos 1999
Köşe yazarların piri kimdir derseniz, naçiz kanaatimce Lokman Hekim'dir derim. Baş ağrısından prostata, kan çıbanından boyun tutulmasına, bin derde deva Lokman Hekim gibi, her sorun hakkında fikir ve zikir yürütebilirler. Ama ben kendimi, Lokman Hekim'den çok kendi halinde bir orkestra adama benzetiyorum. Zaman zaman ayağıma bağladığım tokmağı sırtıma taktığım davula vuruyor, bir elime zil takıp ötekiyle kaşık oynarken ağzımla mızıka üflediğim oluyor ve arada oynattığım kulaklarımla, her telden çalıyorum. Üstünüze afiyet.
Eski yayın yönetmenlerimden biriyle bir gün, yazı konusu tartışıyorduk. Telefonda, "Sakal konusunda yazabilirsin, mesela," dedi. "Çünkü sakalımı kesmiş bulunuyorum." Bir dakika suskun kaldım. En yumuşak ve en kızdırmayan sesimle: "Sakalının senin için ne kadar önemli olduğunu biliyorum," dedim kendisine. Ancak her kestiğin kıl, tırnak, çektirdiğin diş, değiştirdiğin gözlük ve moda bellediğin sözcüklerden yazı konusu çıkarmak biraz güç olur, diye düşünüyorum."
Çok sevdiğim yönetmenimin kafası tavana epeyce yakın durur ama, iyi çalışırdı. "Yok canım," dedi. "Öylesine söylemiştim. Çember sakal var, keçi sakal var, sonra sakalla da sınırlı kalmak şart değil. Bıyığa da geçebilirsin. Pos bıyık, kaytan bıyık. Yazamayacaksan, önemli değil..."
Serde orkestra adamlık var ya, tam aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık bir durum. YAZAMAYACAKSAN, ne demek? Bizim repertuvarda öyle bir sözcük yok. Zaten çok şükür, henüz sakal ve bıyık da yok. Yazarız paşam, Dede Korkut'un ak sakalından başlayıp, meyhaneci güzeli Despina'nın iç gıcıklayıcı dudak tüylerinden geçen bir kültür imbiğinden geliyoruz biz, deyip başladım:
Sakal, bıyık dediğin nedir? Erkeklerde olması gereken bir 'kıl', kadınlarda olmaması gereken bir 'tüy'. Aynı doğal yün fışkırmasını ifade etmesine karşın, 'kıl' sevimsiz, 'tüy' daha bağışlanır bir tını taşır, nedense. Geçelim. Bizim konumuz erkek kılları.
Doğu kültüründe, kıl çokluğu ile erkeklik bereketi arasında belki bilinçsiz, ama kesin bir bağlantı kuruluyor. Bu kapsamda, göğsü ve ensesi yeterince tüylü olmayanların sakal ve bıyık bırakmaları doğal. Ancak her yanından kıl fışkıranların, bir türlü gözleri doymayıp sakal ve bıyık da bırakmalarını anlamak güç. Belki bu erkekler, özünde son derece munis ve hassas yaratıklar olup, kendilerini dış dünyadan, aşırı su ve sabundan koruyacak bir 'kıl' zırhı örüyorlardır, kimbilir? Karda kışta su ve rüzgâr geçirmeyen keçeler, kıl çadırlar da bizim geleneğimiz... Aynı kültür, hanımlarımızın da mümkün olduğunca az kıllı olmalarını gerektiriyor. Çünkü bu toplum türünde, erkek kadını, kıllı kılsızı koruyor. Saç, 'soylu kıl' sayılıyor ve kadında uzun, erkekte kısa arzulanıyor.
Batı kültüründe, bir yüzyıl öncesine kadar, bizdeki kadar uzun ve afili olmamasına karşın sakal ve bıyık merakı var. Ancak zamanımızda, kadın ile erkek arasındaki fark giderek azalıyor ve 'kılsızlık' açısından her iki cins de daha çok birbirine benziyor. 'Kutsal kıl' saç da bu eşitlemeden kurtulamıyor, kadın ve erkekte saç boyları giderek birbirine yaklaşıyor. Sakal ya da bıyık bırakan erkekler, geçmiş günlerin nostaljisini, kıllının kılsızı koruduğu şövalyelik çağlarını temsil eden direnişçi bir grup. Ama erkek seks sembollerine baktığınızda, örneğin kadınların önünde dans eden 'Golden boy' ya da 'Chippendale' gruplarının, bırakın olmayan sakallarını ve bıyıklarını, varla yok arası göğüs ve bacak kıllarını da tıraş ettiklerini görüyoruz. Sinemada da kıllı idol kalmadı. Son nostaljik erkek sembolü, göğsünde kılı, bazen dudağında bıyığı ile Sean Connery idi. Hâlâ direniyor.
Bu dünyada kimi muhallebi yer, kimi tel kadayıfını yeğler. Ben 'pişmaniye' severim.