Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Betonarme haysiyet

Radikal · 30 Ağustos 1999

Çalışmayan devlet sistemine alternatif olarak doğan ve devlet mekanizmasının içine yerleşerek sistemleşen mafyanın ağababası, bildiğiniz gibi İtalyan Mafyası. Ulusal çeteciliğimize örnek alıp, kurumsallaşma sürecinde tüm kurallarını benimsediğimiz İtalyan Mafyası sisteminde, cinayet raconu da 'kod'lara bağlanmıştır. Bu kodlar, öldürülen kişiye mafyanın verdiği önemi belirtir. Pek dindar olan mafyanın cinayet kodları ise, tabii ki Katolik dininin ölüm törelerine göre düzenlenmiştir. Katoliklerin ölüm ritüelinde, cenazeye temiz giysiler giydirilip, kavuşturulan ellerinin arasına bir tespih sıkıştırılır. Ceset estetiğinde uzmanlaşmış makyajcı tarafından olabildiğince canlı ve dingin bir ifade verilen suratıyla tabuta yatırılan cenaze, yakınlarının ziyaretine açılır. Tabutun kapağı, herkes önünden geçip sevgi ve saygı gösterileri yaptıktan sonra kapatılır, gömmeye götürülür.

İşte bu yüzdendir ki mafya, saygın bulduğu ve çok önem verdiği kurbanlarını ateşli silahlarla değil, bıçaklayarak öldürür. Böylece cenaze merasimi sırasında öldürücü yara görünmez. Hatta ölüm emrini veren ya da uygulayan mafya üyeleri bile cenaze merasimine katılır, 'son saygı' görevlerini yerine getirirler.

Eğer mafya, önem verip saygı duyduğu kurbanına çok, çok öfkelenip kızmışsa, ona ölümden öteye bir ceza verir. Tabanca ya da tüfek namlusu maktulün ağzına iyice sokulup kurşun sıkılır. Böylece cesedin kafası darmadağın olur. Bir et yığını açık tabutta sergilenemeyeceği için de cenaze, yüzüne karşı son saygı ziyaretinden mahrum olarak gömülür gider.

Önem vermediği kurbanlarına ise, cenaze törenini bile çok görür mafya. Çoğunu kalbura çevirdikten sonra, cesetlerini kan revan içinde 'bulunmaya' bırakır. Bulunmasını istemediği cesetleri dilim dilim doğrar, kiminin ayaklarına beton döker ve çoğunlukla... denize sallar. Bu yöntemler arasında en ilginci, 'betonlu' olanıdır. Çünkü mafya, bazen tüm gövdesini, bazen de yalnız ayaklarını betonladığı kurbanlarını çimento muamelesini tamamladıktan sonra öldürür. Yani mafyanın eline düşen kişi, beton karılmaya başladığı zaman, dünya değiştireceğini anlar.

Türkiye'deki mafyacılık ve çetecilik, son yıllarda

ağababaları İtalyanlara parmak ısırtacak bir performansa erişti. Önem vermedikleri kurbanlarını ortadan kaldırmakta tek tek cinayet değil, toplu katliam üzerine uzmanlaştılar. Üstelik doğa güçleriyle işbirliği yapıyorlar. Tetikçiler, devlet arazisine beton döküyor. Devlet, arazisine dökülen betonu önce görmezlikten geliyor; ardından yol, su, elektrik veriyor. Kurbanlar, yol su, elektrik verildiği için güven duydukları betonlara tıpış tıpış kendileri girip oturuyorlar. Derken deprem oluyor ve insanlar betonların arasına sıkışıyorlar. Beton döken tetikçiler buhar oluyor. Devlet devreye giriyor, betonlar arasında kokmaya başlayan cesetleri denize döküyor. Otuz bin insan, mafyanın önem vermediği sınıftan kurbanlar olarak, cesetleri asla bulunmayacak ve suç delilleri yok edilecek biçimde sulara gömülüyor. Diğerleri, taşlarının üzerine kapanıp ağlayamayacağımız, kimliksiz, toplu mezarlara. Devlet, aynı anda ve hiç zaman yitirmeden, hapse tıkar gibi yaptığı eski tetikçileri, betoncuları, çetecileri salıveren bir 'af yasası' çıkartıyor.

Çıkartıyor ki, yeniden beton dökebilsinler! Çıkartıyor ki, suç örgütleri ve suçlularla savaşanlar, serbest kalan canilerden korksunlar, kıssınlar seslerini.

Türkiye'yi betona gömüyorlar, cürmü affederek masumiyeti öldürüyorlar, farkında mısınız?

İçime sindiremiyorum, dostlar. Bu af yasasını İçime sindiremiyorum. Ve en çok da, yasaya suç ortağı olan DSP'ye kinliyim. Değişen Ecevit'in peşinde, bu yasaya kabul oyu veren kuzu vekillerinin beton dökülmüş haysiyetlerine bakıp, milletliğimden utanıyorum.