Sistem ve sindirim
Radikal · 1 Eylül 1999
Topraküstü canlıların iki tür hareket yeteneği vardır: sürünmek ve yürümek. Sürüngenleri bir yana bırakacak olursak, yürüyen canlılar da hep çift sayıda bacaklarla ilerleyen türlere ayrılırlar. İki ayak, dört
ayak, kırk ayak gibi. Her ne kadar ayılar ve maymunlar zaman zaman ayağa kalksalar da, iki ayaklı canlı deyince geniş genelinde 'insan' türü akla gelir. Daha doğrusu gelirdi. Ta ki politikacı denilen iki ayaklı canlı türünün, dört ayaklı diye bilinen bazı canlıların sindirim sistemini benimsedikleri anlaşılıncaya dek. Biliyorsunuz dört ayaklı kimi otoburlar, hem ot, hem de et yiyen çokobur türüne ait iki ayaklılardan farklı olarak 'geviş' getiren bir sindirim sistemiyle beslenirler. Söz konusu dört ayak, otu önce yer, yutar. İşkembesinde ilk muameleden geçirdikten sonra 'şirden', 'kırkbayır' gibi garip isimler alan yarı öğütülmüş besin depolama organlarına gönderir. İhtiyacı olduğu zaman, olduğu kadarını ağzına geri fışkırtır, ikinci muameleye başlar, ancak böyle geviş getire getire tam sindirir yediklerini.
Mide sahibi iki ayaklıların, işkembe sahipleri dört ayaklılarla aşık atması kolay değildir. İllaki dört
ayaklı olacağım diye önlerine konan her haltı yemeleri, gevişi becerebilene dek mide fesadına yol açar.
İşte son günlerde bazı politikacıların 'sindirememe' sendromu böyle bir 'fesat'tan ileri gelmektedir. Bu sindirim bozukluğunun adını 'affesat' diye koymak uygundur. Toplumun afetzedelerin karnını doyurmak için uğraştığı bir zamanda, afetzedeleri affedip, halkı satanlar bir dizi rahatsızlık belirtileri göstermektedirler. Önlerine sürülen iğrençliği bir güzel yalayıp yuttuktan sonra, hep bir ağızdan: 'Sindiremiyoruz,' diye bağırmaktadırlar.
Acaba geğirmekte midirler? Çıkan bu sesler geğirtiyse, sindirim bozukluğu çok vahim sayılmaz. Gaklaya guklaya, sonunda öğütürler. Yok geğiremiyorlarsa, yedikleri bu halt gerçekten midelerine oturmuştur, ya ağızlarından burunlarından gelecek, ya da leşkerde şişip patlayacak demektir.
Parlamentodaki diğer iki ayaklı canlı türüne bir sözüm yok. Onlar, geviş getirmeye alışıktırlar. Ancak DSP'nin pisboğazlığını anlamak mümkün değildir.
Af yasasını bu haliyle yiyip yutmaktaki aceleleri neye delalettir? Tasarıyı geri çekerlerse, aç kalırız diye mi korktular? Kaşık kırarsak, ziyafet sofrasından kovuluruz diye mi ürktüler?
Hapishanelerde isyan çıkmasından çekinenler, bu halkın vicdan isyanından hiç mi çekinmiyorlar? Manisalı çocuklar için gereken Anayasa değişikliğini gözü yemeyenler, çetelerin pisliğini nasıl böylesine oburca silip süpürebiliyorlar?
Yedikleri bizim midemizi bulandırıyor, ama onları kusturamıyor anlaşılan.
Af yasasını sindiremeyen DSP'lilere tavsiyemiz, nane limon.
Ancak Bülent Ecevit'e nane limonun yeteceği
kesin değil. Çünkü kendisinde yalnız sindirim değil, vizyon bozuklukları da başladı. Bolu, Düzce ve Gölyaka'ya gitmiş, "Halkı mutlu gördüm," deyip 'Güler yüzlü oldukları' için teşekkür etmiş. Hangi mantara bastı da, halüsinasyon görüyor acaba? Güvercini kurtla değişti, postu dostla. Depremi de Kurtuluş Savaşı'na benzetmiş. Toplum 'Yuh' çekince, milli 'ruh' geldi sanıyor galiba.
Biraz tuzruhu koklasa, belki ayılır. Son umudun, sönen muma dönmesi acıdır.