Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Öğüt ve örgüt

Radikal · 4 Eylül 1999

Türkiye'nin göbektaşını çatlatan deprem ve deprem sonrası tepemizin nasıl attığını bilmeden kafamıza geçirilmeye çalışılan hamamtası - af yasasının bir yararı oldu. Toplum üçgeninde zirveyle taban arasında sıkışıp kalan ve ne tabanın dinlediği ne de zirvenin duyduğu orta tabaka örgütlenmeye başladı. Ülkenin yönetimini üstlenen ve hesap kitap deyince yalnızca iktidar olabilmenin, olunca da kalabilmenin muhasebesini yapan dar görüşlü politikacılar, bugüne değin salt tabanın sesine, yani oy deposunun tıngırtısına kulak verirlerdi. Oysa bu taban hâlâ kara cahil ve mütevekkil olmakla kalmayıp, 'Günün birinde ben de bir fırsatını bulup, bir köşeyi de ben dönerim' kurnazlığıyla köşe dönücülere ilgisiz, hatta özenen kitlelerin çarpık kütlesiydi. 'Halk böyle istiyor' zihniyetiyle devlete yansıyan her yaptırım ve yatırım da çarpık oldu elbette. Ve bu çarpıklıkların maddi bir bölümü depremde, manevi bir ucu da af yasası rezaletinde yıkıldı. Yıllardır doğru söylediği için dokuz köyden kovulan orta tabaka, işte şimdi ve tam zamanıydı, sivil toplum kuruluşları yoluyla örgütleniyor, Türkiye'nin belki de tek sağlam uzvu olarak ayağa kalkıyor, 'İleri!' diyor.

Biz 'İleri!' komutuna alışık bir toplumuz. Ancak komutun tek adamlar tarafından verilmesine alışmıştık. Oysa bugün 'İleri!' diye çınlayan çağrı, binlerce insanın tek sesi. Yıl 99. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, 99 sivil toplum örgütü devlete öneri götüren bir duyuruya imzasını attı. Bu çok önemlidir. Ancak sivil toplumun örgütlenmesi, duyuru, öneri ve öğütle bitmemelidir. Ben de bu satırlarda bir çağrı yapıyor ve çabalarına saygı duyduğum sivil toplum kuruluşlarını, başlattıkları çabayı katlayarak çözüm üreten bir mekanizma haline getirmeye davet ediyorum.

Çözüm üreten bir mekanizmayı nasıl gerçekleştirebiliriz? Çok zor değil. Bir araya gelen sivil toplum kuruluşları, aralarından seçecekleri temsilcilerle bir 'sivil toplum' meclisi oluşturabilirler. Bu meclis, TBMM'nin tüm icraatlarını, örneğin son marifeti olan af yasasını, 'olmaması gerektiği' gibi eleştirmekle yetinmeyip 'olması gerektiği' biçimiyle kamuoyuna sunar. TBMM ve devlet kulak asar ya da asmaz. Ama toplum bir gıdım daha bilinçlenir. Sivil toplum meclisi, yasal hükümetin takipçisi olan bir vicdan kabinesi de kurabilir. Bu kabinede yetkin bir sağlık uzmanı, sağlıksızlık bakanı aklı Durmuş'un takipçisi olabilir örneğin. Başbakanın, her bakanın peşine böyle bir izleyici takabiliriz.

En azından gölge ederiz yönetimini beğenmediğimiz yöneticilere. Yakalarından düşmeyiz yakamızdan düşmeyenlerin. Her yaptıklarını, aslında nasıl yapılması gerektiğini söyleyerek iletiriz topluma. Bir gıdım daha bilinçlenir belki.

Bu kapsamda medyanın da sivil toplum kuruluşlarına paralel olarak örgütlenmesi gerekir. Örneğin medyadan, belgesel işlevine daha çok önem vermesini talep etmeliyiz. Medyadan, diyelim ki bir baro başkanı, adalet sistemine ilişkin bir basın toplantısı yapıp şikâyetlerini dile getirdiği zaman, bu habere en azından Sibele Ban'ın donuna ayrılan yer kadar yer vermesini istemeliyiz. Medyadan, çarpık kentleşme, çarpık sanayileşme, deprem ya da orman yangını gibi konularda, henüz deprem olup yangın çıkmadan yapılan önemli bir sempozyum hakkında ayrıntılı bilgi yayınına, en azından bir milletvekili küfürbazlığı kadar önem ve yer vermesini istemeli ve elde etmeliyiz. Dayanamayıp yaptığım bu ukalalıkların devamı yarına.