Kandilli duvarı
Radikal · 8 Eylül 1999
Tüm ağustos ayının felaket ve rezalet zincirini sizlerle birlikte çekip sürükledikten sonra, aklımı ve yüreğimi Türkiye'de bırakıp naçiz vücudumu Paris'e havale eden THY uçağında, bir gazete haberi okudum. Fatih Camii avlusundaki trafonun içine çişini yapmak amacıyla giren Irak uyruklu ve Serhat Haves Ahmed adlı biçare, elektrik akımına kapılarak ölmüş. Türkiye'ye kaçak girdiği belirlenen Ahmed, geceleri cami avlusundaki trafonun yanında uyuyormuş, sıkışmış, elektrik trafosunun açılması yasak kapısını zorlayarak açmış ve çişini yapmaya çalışırken olan olmuş.
Allah'ın işine bakar mısınız? Bakar da güler misiniz, yoksa ağlar mısınız?
Biçare Ahmed, kuşkusuz Müslüman'dı. Ahmed'ciğin kuşkusuz, 'Eceli gelen cami duvarına işermiş,' sözünden de haberi vardı. Hatta bu veciz sözle koşullanmıştı. Cami duvarına işememek için gitti trafoya işedi ve dünya değiştirdi. Ahmed'ciğin mercimek kadar beyinciği biraz çalışsaydı, aslında cami duvarının çişe, elektrik akımının da inanca duyarsız olduğunu bilirdi. Hikmetin kafalara kazılı sözlerde değil, kapılara basılı kurukafa işaretinde olabileceğini düşünürdü.
Bizim devletin içinde de bir Ahmed takımı var, sevgili okurlar. Deprem oldu ya, bu Ahmed'cikler depremi Kandilli Rasathanesi yaptı sanıyorlar. Deprem olmasın diye Kandilli'yi, Boğaziçi Üniversitesi bünyesinden alıp TÜBİTAK'a yamamaya çalışıyorlar. TÜBİTAK, devletin sadık bir neferi. Bu kurumun üyeleri kuşkusuz saygın bilimciler ve yeterliliklerinden kuşkum yok. Ama Kandilli'yi aynı oranda saygın Boğaziçi Üniversitesi bilimcilerinin elinden alıp, devletin kucağına oturtmanın amacını anlamasına anlıyoruz da, anlamasaydık daha iyi olurdu. Çünkü Kandilli Rasathanesi, 1983 yılında çıkarılan 2547 sayılı yasayla Boğaziçi Üniversitesi'ne bağlandıktan sonra en ileri atılımları yaptı, uluslararası bir düzeye erişti. Değişikliğin amacı 'sağlıklı' bilgiyse eğer, hiç âlemi yok. Oysa bizim Ahmed'ler, 2547 No.lu yasada değişiklik yapmak için yeni bir yasa tasarısı hazırlamışlar ve Meclis'e sunmak üzereler. YÖK Başkanı Kemal Gürüz ve İTÜ Rektörü Gülsün Sağlamer, Af Yasası gibi olmasın diye herhalde, Cumhurbaşkanı'nın kulağını şimdiden bükmüşler: "Efendim, devletin âli menfaatidir, önünüze gelince aman imzalayın," bile demişler. Burada devletin âli menfaatinden anlaşılan, sevgili okurlar, rasathanenin deprem gerçeklerini halka doğrudan doğruya açıklamasını önlemek. Oysa siz ve ben halkız, ne olup bittiğini, ne olabileceğini tüm ayrıntılarıyla bilmek ve devletin gerçeğini değil, düz ve yalın gerçeği öğrenmek istiyoruz. Kandilli'yi devlete bağlamak fikrinin temelinde, rasathane müdürü Işıkara'nın 19 Ağustos'ta beklenmedik yer hareketleri olduğunu açıklayıp halkı 'teyakkuza' çağırması yatıyor. Devlet bu saptamaya çok kızdı. Oysa ABD'nin Colorado'daki Yer Bilimleri Dairesi'nin Deprem Bilgilendirme Merkezi bülteni, Işıkara'nın sıraladığı tüm olasılıkları doğruluyor ve teyakkuz durumuna hak veriyor.
Kimse kusura bakmasın, ben Boğaziçi Üniversitesi'ne bağlı bir Kandilli Rasathanesi'ne daha çok güveniyorum. TÜBİTAK'a gelince, Kandilli'ye el atmadan önce kendi binasına bir el atsa daha iyi olur, diye düşünüyorum. TÜBİTAK'ın 'devlet eliyle' yaptırıldığına göre sağlam olması gereken binasında, epeyce hasar yapmış hınzır deprem. TÜBİTAK laboratuvarları halen çalışmıyor. En inanılmazı da, 'ağır tabla'nın başına gelenler. Bu saygın kurumun, üstünde en hassas fizik ölçümlerinin yapıldığı, yerinden hiç oynamaması, hiç kıpırdamaması öngörülen müthiş ağır ve oturaklı deney masası 'ağır tabla', deprem sırasında yerinden fırladığı gibi, bulunduğu laboratuvarı dört dönmüş! Sizin anlayacağınız, kendi keline merhem olamayan TÜBİTAK, gür saçlı Kandilli'nin kafa derisine göz koymuş bulunuyor.
Ancak Kandilli Rasathanesi'nin duvarı, cami duvarına benzemez. Bizden söylemesi, deprem TÜBİTAK'tı, devletti dinlemez. Gizlenen çürük, hepimizin üstüne çöker.