Siyah kurdele
Radikal · 10 Eylül 1999
Dünyanın tüm kedileri aynı dili konuşur, aynı tınılarda hırlar ve miyavlarlar. Ancak tüm diller arasında tek bir dilde, Türkçede kedileri çağırmak için özel bir tümce vardır: 'Gel pisi, pisi!' Yabancı uyruklu hiçbir kedinin anlamadığı bu çağrıya, bizim tüy güzelleri kulak asar ya da asmaz, ama oynatırlar.
Dostum Kürşat Kutay anlattı: Hepimizin tanıdığı Müjdat Gezen ve futbol dünyasının ünlü ağabeylerinden Fenerbahçeli Hırsız Semai, yıllar önce Londra'ya giderler. Hazır gelmişken, o sıralar Londra'da yaşayan Lale Oraloğlu ile de hasret gidermek isterler. İki kafadar, Lale Hanım'ın hangi 'street'te oturduğunu anımsamakta, ancak ne telefon, ne de ev numarasını bilmektedirler. 'Street'i bulurlar bulmasına da, bakarlar ki bütün evler birbirine benziyor. Lale Oraloğlu da bayrak asmamış kendisininkine. "Ne yapacağız?" diye düşünürken sokakta bir kedi topluluğu çarpar gözlerine. Lale'nin kedisi var mı, var. "Öyleyse bunlardan biri mutlaka onundur!"a karar verir bizim turistler. "Ama hangisi olduğunu nasıl bulacağız?" diye soran Gezen'e, "Bak gör," der Hırsız Semai. Yere eğilip: "Gel pisi, pisi!" diye parmak oynatmaya koyulur acilen. İngiliz kediler çağrıya ilgisiz kalırken, içlerinden biri uysal uysal yaklaşır yanlarına. Sen misin laftan anlayan kedi, deyip bir tekme sallar Hırsız Semai zavallıcığın poposuna. Neye uğradığını şaşıran hayvan, tekmeyi yiyince kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp doğruca bir eve koşar. Hırsız Semai arkadaşına dönüp: "İşte," der, "Lale'nin evi!"
'Pisi pisi' dilini bilmenin bedelini kuyruk acısıyla ödeyip doğru adresi gösteren biçare kedi gibi; ne yazık ki laftan anlayan insanoğlunun da canı yanması gerekiyor, anlamayanlara göstermek için gerçeği.
Türk halkı, on beş gün önce yerküreden okkalı bir tekme yedi. Kimisi öldü, kimisi aç, açıkta ve acılarıyla baş başa kaldı. Ama hiç kimsesini yitirmeyenler, evi başına yıkılmayanlar bile aynı keder, öfke ve çaresizlik içinde doğru adrese yöneldiler ve... sığınak sandıkları devletin, yanlış adreste karaya oturduğunu gördüler. Altımızdan yediğimiz tekme yetmedi, bir de üstümüzden yedik. Artık tekmelenmek istemiyoruz. Madem ki altımız da, üstümüz de çürük, biz yurttaşlar kendi kendimize ayakta durmak zorundayız.
İşte bu nedenledir ki, bugün ben de 'Aydınlık İçin Yurttaş Girişimi'nin başlattığı çağrıya ekliyorum sesimi. Siz de ekleyin sesinizi, Türkiye bir büyük afeti göğüslerken, bizden af dileyecekleri yerde; hırsızı, uğursuzu bağrına basıp affetmeye kalkanlara karşı yükselen çığlığa. Biz halkız. Kapıları tekme atanlara açık ve tekme yiyenlere kapalı devletten, bu yıkımda hukuken ve siyaseten sorumlu olanların yargı önüne çıkarılmasını istiyoruz. Biz halkız ve aç ve açıkta kalanlarımıza yardım ettik, ediyoruz. Bu paraların nerelere nasıl kullanıldığının, kullanılacağının kalem kalem hesabını istiyoruz. Biz halkız ve çok tekme yedik, çok ihanet gördük. Deprem bölgesindeki yeniden yapılanma sürecinde, devletin, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve meslek odalarıyla ortak çalışmasını istiyoruz.
İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin bin yüzü, demişler. Bugüne değin, hep bin yüzler gördük biz. Bugünden öteye, her yakaya, her pencereye takacağımız kara kurdeleler, devletin yasını taşıyor aslında. Bizim yüzümüz ak. İsteyen binler, milyonlar olmaya hazırlanıyoruz. Vicdan karası olanlardan, alıp da vermediklerinin, üstüne oturdukları bir devletin hesabını soracağız.