Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Ekmeğin tersi

Radikal · 11 Eylül 1999

Fransa'da idamların 'zanaatkârca' yapıldığı krallık dönemiydi. Kelle vurularak infaz edilen idamları ince el işi olmaktan çıkarıp, sınai bir tekniğe dönüştürecek giyotin aleti henüz icat edilmemişti. İdam cezası infazlarında seri üretim, daha doğrusu tüketimine geçilmemişti. Dolayısile kol gücüne daha çok ihtiyaç vardı ve cellatlar kol geziyordu ülkede. Bu baltalı infazcı bolluğuna karşı, cellatları maaşa bağlamamıştı Fransa kralları. Yani devletin, cellat kadrosu yoktu ve cellat beslemiyordu. Cellatları HALK beslemekle yükümlüydü. Çok ince bir siyasal hesap vardı bu düzende. Kral idam cezasını kesiyor, ama infazından halkı sorumlu tutuyordu. Eğer toplum, infazın yararlı ve gerekli olduğunu düşünen bir düzenden yanaysa besliyordu mahallenin celladını, karşıysa kendi bilirdi. İnsanlar, cellat besleme geleneğine uyarak devletin önünde 'boynun kıldan ince' olduğunu onaylıyor, kralın kararını kabulleniyorlardı. Sonuna kadar uydu yazılı olmayan bu kurala Fransız halkı. Ancak cellatlarla kimse konuşmazdı. Celladın geçtiği sokakta bir sessizlik olur, herkes başını öne eğerdi. Güneşin batmasına yakın çıkardı cellat ortaya. Pazar yerine gelir ve kasabın, manavın tezgâhın ucuna bıraktığı 'cellat payını', şarapçının kenara koyduğu testiyi sessizce alır, uzaklaşırdı. Fırında ise, 'özel' bir ekmek beklerdi kendisini. Fırıncının 'tersine çevirdiği' bir ekmek. Halka satılacak tüm somun ekmekler, yarık yüzleriyle sırtüstü sıralanırken tezgâha, biri yüzüstü konulurdu köşeye. 'Celladın payı' demekti ters çevrilmiş ekmek.

Fransız ihtilaliyle birlikte Doktor Joseph İgnace Guillotin'in adını taşıyan giyotin aleti devletin resmi infaz aracı olarak kabul edildi ve... cellatlar, idam cezasının yüzyılın son çeyreğinde kaldırıldığı güne kadar maaşa bağlandılar.

Ama bugün bile tüm Fransız fırınlarında, evlerinde, ekmeğin ters konulmamasına dikkat edilir. Çünkü ekmeğin tersi, uğursuzluk işareti, ölüm habercisidir.

Gelmişten geçmişe, bizim cellatlarımızı hep devlet besledi, sevgili okurlar. Osmanlı İmparatorluğu'nun resmi cellat kadrosu vardı, Türkiye Cumhuriyeti de infazcıların emeğini hep devlet kesesinden ödedi. Halka doğrudan besletmedi. Dolayısile halk arasında gezinen cellatlarla da kimse konuşmamazlık etmedi. åli devlet anlayışımız, celladını toplum dışına düşürmedi böylece. Osmanlı'nın dilsizi, Cumhuriyet'in çingenesi, cellat cellat yuvarlanıp gittiler aramızda.

Yuvarlanıp henüz gitmeyenleri de var. Hem de pek çok. Devletten aldıkları aylıkların meşru mevkii hanesinde 'cellat' yazmıyor, ama toplu infazda uzmanlaştılar. Adaleti boğup, adalet ilan eyledikleri gudubete düşünen masumları boğduran onlar. Deprem bölgesini ağır sanayiye açarak bugünkü katliama neden olan, onlar. İskân verilmemiş evlerin satışına imzayı çakan onlar. Çürük kentleşmeye ses çıkarmayan, çökecek gecekondulara tapu dağıtan onlar. İlacı yetersiz, aleti yetersiz, doktoru yetersiz, yatağı yetersiz hastanelerde insanları ölüme gönderenler onlar. Sağlıksızlık bakanını gözeten onlar. Körfezleri öldüren, denizleri öldüren, havayı zehirleyen, ormanları kesen, barajları kirleten her ihmalin, her vurdumduymazlığın, her kararın, her icraatın altında onların imzası var.

Ama yaptıkları her infazın altında da, bizim mührümüz. Onları biz besliyoruz ve cellatlarını dışlamayan bir millet olarak ekmeklerini ters çevirmiyoruz. Yediğimiz ve yedirdiğimiz her lokma ekmek uğursuz artık.