Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Yurttaş ve başkan

Radikal · 12 Eylül 1999

Yargıtay, ülkemizin çok yüksek bir tepesi. Bekçisine Yargıtay Başkanı diyorlar. Biz gazetecilerin eteğinden dava, bileğinden kelepçe gölgesi düşmediği için, işimiz çok düşer Yargıtay'a. O yüzden nazik konuşmalıyızdır, Yargıtay hakkında. Ben de çok naziğimdir zaten, bilirsiniz. Sami Selçuk konuştu, ben sustum, herkes Sami Selçuk'un konuşması üstüne konuştu, yine sustum. Artık dayanamıyorum, dayanırsam çatlayacağım. Çatlamamak için patlıyorum, buyrun:

Yargıtay Başkanı Selçuk, bence ülkemize özgü bir mucize. Önce göklere çıkarıldı, sonra kendisini göklere çıkaran eller tarafından boşlukta bırakılıp yere çakıldı ve böylece Türkiye'nin füzesiz seyahat eden sayısız astronotlarından biri olmak payesini kazandı. Çok merak ediyorum: Acaba Sami Selçuk'un adli yılı açış konuşmasını ilk gün 'Yaşa, var ol!' sesleriyle alkışlayanlar neyi anlamışlardı da, ertesi gün neyi anlamadıklarını anlayarak 'Yuh!' çektiler?

Bendeniz, biraz aptalımdır: Sami Selçuk'un ne dediğini anlamıştım ama, Yargıtay Başkanı olarak ne dediğini katiyen anlamamış ve 'Acaba bu saygın kişi Türkiye'den değil de Mars'tan mı yayın yapıyor?' kuşkusuna kapılmıştım. Baktım, konuşulan yeri herkes Türkiye sanıyor. Çünkü Yargıtay Başkanı'nın kendisi de 'Türkiye' diyor, ama 'Ütopistan' anlıyor.

Astronot Selçuk'u gökten yere indiren yanılgı, işte bu 'Türkiye' ve 'Ütopistan' farkından kaynaklanıyor.

Yurttaş Sami Selçuk, söylediği, savunduğu, ileri sürdüğü her noktasında haklıydı konuşmasının. Evet, demokrasi tam olmalıydı, insanların inanç özgürlüğü olmalıydı, devlet hem adaletten, hem dinden elini çekmeliydi, laikçi değil laik olunmalıydı vb. Çünkü bunların hepsi, tüm insanların yaşamak istediği ideal ülkeyi, Ütopistan'ı tarif eden birer dilekti ve insanoğlu hayal ettiği sürece yaşardı. Zaten Ay'a da önce hayal, sonra da gerçekten gidilebilmişti. Mars'a da öyle gidilecekti. Gerçekleri yoğurabilmek için, elbette hayallere ve ideallere ihtiyacımız vardı.

Ancak Yargıtay Başkanı, bir hukukçu olarak yerden göğe haksızdı. Çünkü verdiği örnekler geçersiz, önerdiği Anglosakson aspirini Türkiye'yi kemiren kansere vız gelirdi. Çünkü Yargıtay Başkanı, Türkiye'ye bugünkü İngiliz demokrasisinden model biçerken, o demokrasinin dünkü patronunu unutmuştu.

İngiltere Kralı Sekizinci Henri, 1534 yılında Katolik ve Protestan kiliselerini kapı dışarı ve Anglikan mezhebi diye kendi dinini icat etmiş; salt Katolik karısı Catherine d'Aragon'u boşayabilmek için uydurduğu bu yeni dine iman etmeyenlerin de kafasını kesmişti. İngiltere'nin bugünkü demokrasi ve din hoşgörüsünün altında, işte bu katliam ve yüzlerce başka kıyam yatar. Yargıtay Başkanı, Türkiye'ye böyle bir demokrasi oturtmak için ne öneriyor acaba? Nasıl bir katliam yapalım? Hangi din ve mezhebi sepetleyelim de sonra hoşgörülü olalım?

Yargıtay Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti'ne 'teokratik' demekte haklıdır. Çünkü dini beslemek, din okulları açmak, cami yaptırmak ve bu camilere Diyanet İşleri diye resmi bir kurum aracılığıyla maaşlı imam tayin etmek, 'laik'im diyen hiçbir devlet tarafından yapılmaz. Zaten Yargıtay Başkanı'nın 'tam demokrat' bulmadığı Fransa da, devleti dinden ayırmadan önce, ilk elde ve bir gecede Protestanları temizlemiş, sonra Katoliklere sıra gelmiş; 1789'da kiliseleri ahıra çevirmiş, din eğitimini yasaklamış, papazların kellesini kesmiştir. İlk Fransız Cumhuriyeti, tanrısız ve dinsizdir. Ama laik Fransa tüm kestiği kellelere ve koyduğu yasaklara rağmen dini ve aşırı dincilik tehlikesini yok edemediği için bugün, evet, hâlâ daha Strasbourg Üniversitesi'nden gayrı hiçbir yerde devlete bağlı ilahiyat fakültesi kurulmasına izin vermemekte ve geçmişte Katolik bağnazlığından çektiğini unutmadığından, İslamiyetçi aşırılara da diğer Avrupa ülkelerinde olduğu kadar hoşgörülü bakmamaktadır.

Sizin anlayacağınız, Yargıtay Başkanı'nın Türkiye'ye beğenmeyerek ya da beğenerek gösterdiği tüm örnek demokrasilerin altında, büyük din hesaplaşmaları ve 'temizlikler' vardır.

Yurttaş Sami Selçuk'un her şeyi bilmesi beklenemez. Ancak Yargıtay Başkanı'nın, hukuku tarihin yarattığını bilmesi gerekirdi.