Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

En kral cumhurbaşkanı

Radikal · 22 Eylül 1999

Fransa'yı 17. yüzyıldan 18. yüzyıla taşıyan 'Güneş Kral' 14. Louis, yalnız politikada değil, ömür açısından da zamana dayanıklı biriydi. Fransa Krallığı onun bitmek bilmeyen iktidarı sonunda çöküş dönemine girdi. Ama çağdaşları arasında rekor sayılacak bir yaşta, 77 yaşında ölen 14. Louis, bugünkü modern Fransa'nın temeli sayılan tüm bilim akademilerinin kurucusudur.

Güneş Kral, Fransız Tıp Akademisi'ni kurduğunda tababet henüz emekleme çağındaydı. İlaç milaç hak getire, hekimlerin en çok kullandığı iki yöntem, kesip atmak ve 'kanatmak'tı. Kolu bacağı kesilenler kangrenden, hastalığının ne olduğu belirlenemeyenler ise, güya pis kanı temizlemek için oluk oluk kanatılıp anemiden ölüyorlardı. Hele berberlerin pazar yerinde dişini çekip öteki dünyaya gönderdikleri biçarelerin sayısı, 'Üç Silahşörler'in hacamat ettiği sanal nüfusu bile aşmıştı. Halk, tabiplerden ve sözüm ona dişçilerden, düşman ordularından daha çok korkuyordu. Önüne gelenin hekimliğe soyunduğu bu karmaşayı önlemek üzere Tıp Akademisi'ni kuran 14. Louis, tebaasının tababete olan güvenini artırmak için kendisini feda ve bir süredir pek canını yakan çürük dişlerini akademi üyesi dişçilere teslim etti.

Sözüm ona 'bilimsel', çiçeği burnunda Fransız dişçileri zavallı kralın tüm dişlerini söktüler. Yeni tıp akademisinin gönüllü deneği kral, o günden öteye katı hiçbir şey yiyemez oldu. Ama bu durum, Fransız mutfağına ünlü 'supreme'leri kazandırdı. Çünkü saray aşçıları, kral beslenebilsin diye, etten, sebzeden, balıktan elde ettikleri ezmeleri kalıplara dökerek istakozun bile 'parfait'sini yaptılar, çorbaları 'krema' kıvamına kavuşturdular. Dolayısıyla kral açlıktan ölmedi. Ancak dişçiler, soylu Louis'nin tüm dişlerini sökmekle kalmamış, işlem sırasında damak zarı denilen deri parçasını da kerpetene takıp soymuşlardı biçarenin. 14. Louis ömrünün yarısını, yediği her şey ağzından burnundan gelerek yaşadı. Ağzından giren tüm sıvıların bir bölümü, damak zarının yokluğu nedeniyle burnundan çıkıyordu ve Güneş Kral'ın sofradaki hali içler acısı bir şapırtı, şırıltı ve homurtu şöleniydi.

Öldürmeyen Allah öldürmüyor, 14. Louis çağının Fransız hekimlerine rağmen epeyce yaşadı. "Beni Türk doktorlara emanet ediniz," diyen Atatürk'ü genç yaşta yitirdik, ama ben onun ölümünde Türk hekimlerin sorumluluğu olduğunu sanmıyorum. Çünkü bildiğiniz gibi, Turgut Özal kendini Amerikalılara emanet etmesine karşın ölüverdi. Oysa, çok değerli bir Türk doktor tarafından kontrol altında tutulan Sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel yaşıyor ve maşallah pek formunda. 1965'lerden 1999'lara taşıdığı Türkiye'yi 21. yüzyıla da o taşıyacak, artık anlaşıldı.

Doğrusu ben de Türkiye için Sami Süleyman Demirel'siz girilecek bir 21. yüzyıl düşünemiyorum. O bana anamdan babamdan yadigâr. Oğluma da benden yadigâr kalacak herhal. Galiba devlet de böyle düşünüyor ki, her konuda birbirini yiyen iktidar ve muhalefet, Cumhurbaşkanı Demirel'in yerininin doldurulamaz olduğu ve boşluk bırakmamak için yerinde kalması üstüne anlaştılar.

Ülkelerini yüzyıldan yüzyıla taşıyan 14. Louis ile Süleyman Demirel arasında pek çok benzerlik var.

En önemlisi 77 yaşında ölen 14.Louis ile Allah gecinden versin 75 yaşındaki Demirel'in ardından 'ot' bitmedi, devlet adamı yetişmedi. Üstelik Süleyman Demirel'in 14. Louis'ye oranla bir üstünlüğü var: Yedikleri ağzından burnundan gelmiyor!