Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Ziyaret ve nezaret

Radikal · 1 Ekim 1999

Biz Türkler, ziyaretçi milletizdir. Ziyaret edilmekten pek hoşlanır, etmeye bayılırız. Politikacılarımız resmi, halkımız insani nedenlerle ziyaret severler.

Hakan Genç, eli yüzü düzgün, yüreği temiz ve aklı başında bir Üç Ağız delikanlısı. Biliyorsunuz Kekova bölgesi, yat sahibi olan dünya ünlüleri tarafından pek beğenilen bir doğa harikası. Limanı olan Üç Ağız köyü sularında orfozlar nasıl kaynaşıyorsa, kral ve prens yatları da öyle sık demir atıyor. Tabii bu yatlara su, erzak falan taşınıyor Üç Ağız köyünden. Hakan Genç, yalnız sevimli değil, aynı zamanda çok da şanslı bir delikanlı. Yatlara gele gide Fransa'nın bir taşra gazetesi, ancak en büyük tirajlı (700 bin!) Ouest France gazetesinin sahibi François Xavier Hutin'le ahbap olmuş. İki yıldır kış aylarında bu gazete patronunun davetlisi olarak Fransa'ya geliyor, evinde kalıyor, dil dersleri alıyor ve artık şakır şakır Fransızca konuşuyor. Ama Hakan Genç, Üç Ağız limanında yalnız Ouest France'ın sahibiyle değil, Monaco Prensesi Caroline'in İtalyan aşçısı ve sekreteri, Calabria'lı Toni ile de ahbaplığı ilerletmiş; Toni sayesinde Caroline'in yatına davet edilmiş, prensesle yemek yemişliği ve fotoğraf çektirmişliği var, gördüm.

Gazete patronu Hutin, geçen kış bizim Hakan'ı Nice kentinde 4 aylık bir Fransızca kursuna yazdırmış. Ünlülerin iltifatına mazhar ve ziyaretlerine alışık delikanlı, Nice'e gelmişken Monako da çok yakın, "Haydi," demiş kendi kendine, "Bir de Caroline'i göreyim!" Açmış telefonu aşçı dostu Toni'ye, prensese nasıl ulaşabileceğini sormuş. "Kolay," demiş Toni. "Sarayın kapısına git, adını ver, girersin!" Dayanmış Monako Sarayı'nın kapısına bizim Hakan Genç. Cafcaflı koruma muhafızları, "Hayrola?" diye sorunca, kendini tanıtıp prensesi görmek istediğini söylemiş. Muhafızlar, "Pekâlâ, sen şu kenarda bekle, biz iletelim kendisine," deyip korumaya almışlar Hakan'ı. Aradan üç dakika geçmeden dört polis arabası sarmış kapıyı, tepeden tırnağa silahlı ızbandut gibi adamlar üstüne çullanıp tıkmışlar bir kamyonete biçareyi, dosdoğru emniyet müdürlüğüne. Ziyaret derken, almış mı bizimki soluğu nezarette?

Nezaret neyse ne, zavallıcığı iki gün iki gece, bileği iskemleye kelepçeli olarak sorgulamışlar. "Kimsin? Nereden geliyorsun? Prensesi niye görmek istedin? Örgütün adını ver! Silahı nereye gizledin? Konuuş!" soru ve komutlarına, bizimki: "Üç Ağız'dan geliyorum. Caroline arkadaşımdır, yemek memek yeriz. Aşçı Toni'ye sorun, işte numarası..." dedikçe, emniyet müdürü de: "Bendeniz de Mozambik kralıyım. Prens Albert'le golf oynarım! Söyle ulan niyetin ne?" diye gürlermiş. Ancak delikanlı Hakan, 48 saat boyunca ne terbiyesini bozmuş, ne sükûnetini yitirmiş ve ısrarla hep aynı, yani gerçeği tekrarlamış. Hain emniyet müdürü, asla aramamış bizimkinin verdiği aşçı Toni'yi telefonla. Ama sonunda, ya inandıklarından, ya da bir şey bulamadıklarından bırakmışlar Hakan Genç'i. Aşçı Toni, arkadaşının başına gelenlere hâlâ gülüyormuş. Üç Ağız delikanlısı artık: "Monako mu? Tövbeler olsun, bir daha ayağımı basmam!" diyor.

Ben de diyorum ki, iyi ki Başbakanımız Bülent

Ecevit'in resmi Clinton ziyareti, Hakan'ın insani Caroline ziyareti gibi habersiz değildi. ABD'den AB'ye girişimiz konusunda garanti alınabildi. AB'ye gidip ABD'ye giriş garantisi istenmedi Allah'tan. Yoksa Monica ofiste görüşen Bil ile Bül'ün, Monako adası sorununu çözmeleri işten bile değildi.