Derwall, Pinter ve Miller
Radikal · 3 Ekim 1999
Dün Milliyet gazetesinde meslektaşım Zeki Domaç'ın, "Alman futbolunun 70'li, Türk futbolunun 80'li yıllarına imzasını atmış dev futbol adamı Jupp Derwall..." diye başlayan röportajını okudum. Görüşme sırasında Derwall, Türkiye'yi ikinci vatanı saydığını vura vura yineliyor, deprem hakkında: "Bu büyük felaket kolay kolay unutulmaz. Ancak şimdi HEP BİRLİKTE yaraları sarmaya çalışmalıyız," diyordu. Ne garip. Bana da tam iki gün önce, Derwall'in Türkiye'de antrenör olarak çalıştığı yıllarda, başka bir yarayı bırakın sarmayı, nasıl GÖRMEZDEN GELDİĞİ anlatılmıştı!
Derwall'in alayı valayla Türkiye'ye gelip krallar gibi karşılandığı günlerdi. Ünlü antrenör için Ayaspaşa'da denize nazır bir daire kiralanmıştı. Derwall'in oturduğu apartmanda iki özel ve güzel komşusu vardı. Yekta Kara ve Melek Ulagay Taylan. Antrenör karıları pek nazenin olurlar, sıkılmamaları gerekir. Almanya'dan gelmesi beklenen eşine, eşsiz iki hanım arkadaş bulduğuna memnundu Derwall. Frau Derwall de avdet etti sonunda Ayaspaşa'ya. Nefis bir dörtlü oluşturulmuş, müthiş bir dostluk kurulmuştu. Derwall'ler, Yekta ve Melek'i görmeden yaşayamıyorlardı. Yalnız, bu işte bir tuhaflık vardı ve Frau Derwall, böylesine güzel ve olağandışı iki kadının niçin 'yalnız' olduklarını merak ediyordu. Yekta ve Melek nasıl söylesinler ki 'hapis' dulu olduklarını? Söyleyemedi Yekta, eşi Ali Taygun'un; söyleyemedi Melek eşi Orhan Taylan'ın mahpusluklarını. Yalnız ikisinin değil, tüm sanıkların sonradan aklanacağı Barış Davası'nı hangi Batılının aklı alırdı ki? Yekta ve Melek, eşlerinin Ankara'da bir piyes sahneye koyduklarını söyleyip çıktılar işin içinden. Ancak Frau Derwall, 'Hiç mi İstanbul'a gelmiyorlar?' diye merak ediyordu ısrarla. Bir süre sonra, yalan söylemek yorucu olmaya başlamıştı. Eh, çok da iyi arkadaşlar. Bir gece Derwall'lere gerçeği açıkladı, uzun uzun anlattı Yekta Kara. Ertesi günden öteye, Derwall çifti, Alman ayaklarını Yekta ve Melek'in hiç çıkmadıkları dairelerinden kesmişlerdi. Tüm ilişkiler, merdivende karşılaşıldığında, kuru birer selama indi.
Oysa aynı günlerde, Arthur Miller ve Harold Pinter, Barış Davası tutuklularını ziyaret etmek için Türkiye'ye gelmişlerdi. Kendilerini yemeğe davet eden ABD Büyükelçisi, "Hapiste aydın yoktur!" deyince yerinden fırlayan Harold Pinter'in: "Siz ne biçim büyükelçisiniz.." diye başlayan müthiş söylevi sonrasında, Pinter büyükelçisi tarafından kovuldu, Miller de dostuyla birlikte terk etti yemeği. Bir ay sonra Arthur Miller, ABD'yle birlikte Türkiye'deki rejimi yerden yere vuran ünlü makalesini yayımlıyordu. Ama bu tarihsel lezzet, başka bir yazının konusu. Türkiye, Jupp Derwall'in 'ikinci vatanı'. Arthur Miller ve Harold Pinter'in ise hiç birinci ya da ikinci vatan gibi bir derdi olmadı. Varın, hangisinin 'adam' olduğuna siz karar verin.