Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Omerta

Radikal · 15 Ekim 1999

İnsanlık tarihine yakından baktığımız zaman, kadın erkek ilişkilerinin milyonlarca masumun ölümüne yol açan pek çok savaşın dolaylı ya da doğrudan nedeni olduğunu görürüz. Tarihin kitaplara yansımayan ayrıntıları, sevdiği uğruna toprak veren ve alan, imparatorluklar kurup batıran ya da cinsel iktidarsızlığını siyasal iktidarla telafi eden önder öyküleriyle doludur. Aşk ve cinsellik, ezelden ebede politikanın bir parçası, hatta belirleyicisi olmuştur. Bill ile Monica'nın maceraları, maceranın gölgesinde belirlenen devlet politikaları, gündem değiştirmek için yapılan Irak bombardımanları, bu saptamaya en taze örnek.

Fransa, dışardan bakıldığında aşk ilişkilerinin siyasal kişileri değerlendirmede ölçü olmadığı tek ülke gibi görünür. Kadın ya da erkek, Fransız politikacılarının inanılmaz oranda evlilik dışı ilişkisi vardır, herkes bu metres ve jigolo ya da âşıkların varlığını bilir, ama basının 'gık'ı çıkmaz. Çünkü Fransa, 1970 yılından bu yana özel yaşama değgin bir sansür yasasının yürürlükte olduğu tek dünya ülkesi. Medya, halka mal olmuş kişinin özel yaşamı hakkında 'izinsiz' bir haber yayımlamayagörsün, inanılmaz para cezalarına çarptırılıyor, kapatılıyor, yazan ya da söyleyen anasından doğduğuna pişman ediliyor.

Ama bu ülkede cesur insanlar da var. Sophie Coignard ve Alexandre Wickman adındaki araştırmacı yazarlar, yayımladıkları son kitapta 'Fransız Usulü Omerta' yani 'sus' yasasını doğrudan hedef alarak politikacıların 'özel yaşam' diye korudukları cinsel

ilişkilerin, aslında siyasal komploların, devlet hırsızlığının, çürümüşlüğün bir parçası olduğunu anlatıyorlar. Her şeyden önce, 1970 yılında çıkarılan yasanın temelinde böyle bir skandal, siyasal cinayet var.

Olay, 1 Ekim 1968 günü Paris'teki bir çöplükte ünlü aktör Alain Delon'un eşcinsel âşığı ve koruması Stefan Markoviç adlı Yugoslav'ın cesedinin bulunmasıyla başlıyor. Zamanın adalet bakanı Rene Capitant, sonradan cumhurbaşkanı olacak siyasal rakibi George Pompidou'nun önünü kesebilmek için, bu cinayetin gerisinde uyuşturucu, şantaj ve seks partileri olduğunu açıklamakla kalmayıp, söz konusu seks partilerine Pompidou'nun karısının da katıldığını sızdırıyor basına. İktidardaki Cumhuriyetçi Birlik Partisi'nde müthiş bir hesaplaşma başlıyor. Bu rezalet, Pompidou'nun çok geçmeden cumhurbaşkanı seçilmesini engellemedi. Çünkü işin içinde cinayet vardı ama, 'para' ve 'yolsuzluk' yoktu. İşte özel yaşam sansür yasasına doğrudan bu olay neden oldu.

O gün bugündür, Fransız halkı kendisini yönetenlerin aşk hayatını ancak bu metresler ya da âşıkların devlet parasını iç ettiği kanıtlandığı ve hukuksal kovuşturma başladığı zaman öğrenebiliyor.

Türkiye'de 'omerta' yok. Basın, cinsel nefsine hâkim olmayan milletvekillerini şahin gibi izliyor ve kamuoyuna duyuruyor. Özel yaşamlar didik didik, yolsuzluklar, hırsızlıklar açık açık yazılıyor. Herkes, her şeyi biliyor. Biliyor da ne oluyor? Bu haber seli, yalnız cinsel skandala karışan politikacıları önüne katıp sürüklüyor. Yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet haberleri, suç taşlarını yerinden oynatmıyor. Fransa'da ise tam tersi. Anlaşılan biz Türkler, eli uzun olmaktan çok gevşek uçkuru 'namussuzluk' kabul ediyoruz.

Ama 'Fransız Usulü Omerta' adlı kitap, yine de

içime su serpti. Meğer her ülkede politika kirli ve politikacılar arsızmış. Devamı yarına.