Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Havalar ve yollar

Radikal · 20 Ekim 1999

Biz gurbetçi Türkler için THY uçakları, hava göçeri birer vatan parçası gibidir. Bakımlarına ilişkin kuşkularımız vardır ama, pilotlarımızın becerisine güveniriz. Hosteslerimiz ve 'steward'larımız sevecen, sabırlı ve güler yüzlüdür. SKYLIFE dergisi, tüm benzerlerinden daha ilginçtir. Ancak THY, kronik bir gecikme hastalığından mustariptir. Son zamanlarda, ulusal hava yollarımızda beni en sevindiren gelişme, yağlı ve tatsız Amerikan fıstığı yerine çıtır çıtır, lezzetli Türk fındığı sunulmaya başlanmasıydı. Üstelik küçük poşetlerde verilen kara biberin (çok ciddiyim) kokusu ve kalitesini de beğeniyordum. Fakat THY'nin fındık ve kara biber dışındaki yemek servisi, gecikme sendromu kadar kronikleşmiş, hatta kemikleşmişti. Tavuk bezelye, bezelye tavuk yemekten canıma tak edince, bir de Air France'ı deneyeyim, dedim. Herhalde anladınız, uçarken kendimi yemeğe vururum ben. Çok sık yolculuk etmeme karşın, uçmaktan ödüm kopar ve çenem sürekli oynar.

İstanbul'a gidişte her şey yolundaydı. Tam zamanında kalktık ve hayret, çok değişmişti Fransızların 'Air Souffrance', yani 'Istırap Hava Yolları' diye andığı Air France. Bir yıl öncesine dek havlayarak konuşan yaşlı hosteslerin yerini, miyavlayan gençler almıştı. Fransız mutfağının lezzetli örneklerinden sıcak yemek servisine başlamışlardı. Eskiden ödettikleri alkollü içkileri de bedava dağıtıyorlardı.

Dönüşte, ailevi bir alışkanlıkla iki saat önce geldiğim havaalanında kötü bir sürprizle karşılaştım. AF'ın bir saatlik gecikmesi vardı. Eh, hep THY gecikecek değil ya deyip, anlayış ve sabırla bekledim. Derken bir saat geçti, ben de uçağa gitmek üzere harekete geçtim ama boşuna. Gecikme, iki saate çıkmıştı. Nihayet uçağa intikal etmek üzereyken AF'ın yer görevlisi bir Türk'e 'gecikme nedenini' sordum. Türk olduğu için kurnazdı görevli: 'Hava trafiği' diye geçiştirdi. Uçağa binerken, Fransız bir hostese sordum. Doğrucu Fransız, "Teknik bir arıza vardı, kalkıştan önce yarı yarıya giderdik, dönüşte tam tamir edilecek!" demesin mi?

Başladı bendenizde depresif bir ajitasyon. Arkamdan rahmet yazıları yazacak dostların listesini gözden geçirdim. "Hüüü! Ne çok sevenim varmış," diye ağlamaya hazırlanırken, aklıma için için sevinerek 'vah vah,' diyecekler düştü. Doğrusu onları gömmeden ölmek hiç işime gelmiyordu. Dişlerimin takırtısına koşan bir hostes, derdimi anlayınca hemen pilot kabinine gitti. Sanırım önce bir güzel, bana teknik

arıza bilgisi veren hostesi haşladılar. Ardından, iki hostes bir steward yanıma gelip sorunun kabin ısıtmasıyla ilgili ve çok önemsiz olduğunu, 'türbin'lerden birinin elektronik sistemindeki arızadan kaynaklandığını anlatmaya çalıştılar. Türbin, sözünü duymuştum ya, hemen bir viski istedim. Kalkışta, sağa sola saldırmayayım diye herhalde, bir hostes yanıma gelip oturdu. Bu arada uçak normal seyir güzergâhına girmişti ama, ben aç karnına içtiğim ikinci viskiden sonra anormal bir güzergâha geçmiştim. Sonradan anlattılar, viski bardağındaki buzları şıngırdatarak: "To be, or not to be!" diyormuşum. Daha kötüsü, boşalan içki bardağını dişlerimin arasına sıkıştırıp sallamaya başlamışım. Dikkat ettim, tüm uçaklarda hava boşlukları nedense hep yemek servisine denk gelir. İki şişe Fransız şarabını da yemek servisindeki hava boşluklarında gövdeye indirdim. Ancak bu kez tuvaletle koltuğum arasında mekik seferlerim ve koridoru havada yürüyerek geçme çabalarım, uçaktaki tüm hizmeti aksatıyordu. Özellikle, "Sen misin THY'deki tavuktan bıkan, sen misin gecikiyor diye söylenen, al sana, al sana," diye söylenerek yaptığım birtakım hareketlerden sonra etkisiz hale getirilmem artık farz olmuştu. Bir hostes, yanıma gelip nazikçe pilot kabinine davet etti. Amacı, uçağın nasıl güzel uçtuğunu göstererek içimi rahatlatmaktı. Bir de ne göreyim? Kabinde iki pilot ellerini kavuşturmuş, oturuyorlar. Önlerinde ne bir kumanda levyesi var, ne de direksiyon gibi bir şey. Ayakları da bomboş. Uçak kendi kendine uçuyor, daha doğrusu havada duruyor! İşte bu görüntü sonrası, oracığa yığılmışım. Uçak nasıl indi, beni nasıl çıkardılar, anımsamıyorum. Air France mürettebatına şahsıma gösterdikleri tahammül dolayısıyla minnettarım. Merak etmesinler, bir daha asla görmeyecekler yüzümü. Artık hep THY ile uçacağım. Ne de olsa bizim uçaklar, hep 'hava trafiğinden' dolayı gecikirler.