Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Öldürmeyenler

Radikal · 22 Ekim 1999

Sözün bittiği yerdeyiz. Yalnızca sözün mü? Umudun tükendiği yerdeyiz. Karanlık bir dehlize giriyoruz. Çocuklarımızı yarınlara taşıyacak yolları aydınlatmaya çalışan ışıklardan biri daha söndürüldü. Düşünen bir kafa daha dağıtıldı, konuşan biri daha susturuldu. Bugün en çok

sorulan soru: Ahmet Taner Kışlalı'yı kim öldürdü, dünün de en çok sorulan sorusu değil miydi? Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Çetin Emeç... Liste uzun. Demek ki Türkiye'de maktulün adı var. Katilin adı yok. İddia ediyorum ki, bu ülkede, istihbaratla görevli birimlerin dosyaları açıldığı, o dosyalara bakılabildiği takdirde karşınıza aynı gerçek çıkacaktır: Öldürülen ve henüz öldürülmeyen tüm aydınların niceliği, niteliği, kimliği eksiksiz yer almaktadır. Ama hiçbirinin katili, hiçbir dosyanın konusu olmamıştır.

Demek ki...

Demek ki, böyle cinayetlerin 'kimin' tarafından işlendiği önemli değildir Türkiye için. Çünkü bilinmektedirler. Raslantı sonucu, artık yakalamamak olmaz olup ya da kazayla yakalandıklarında ise, ne yapılmaktadır? Af çıkarılmaktadır. Örneğin Haluk Kırcı'nın kapsama alındığı son af yasası gibi. Ahmet Taner Kışlalı'yı, İBDA - C öldürmüş-müş-müş-müş. İyi ki biliyoruz. Çok işe yarayacak yakalanırsa. Tıpkı Abdi İpekçi'yi öldüren Mehmet Ali Ağca'yı yakaladıkları gibi yakalarlar herhalde. Oral Çelik'i yargıladıkları gibi yargılarlar. Ya futbol kulübü başkanı yaparlar, ya da Haluk Kırcı gibi bağışlayıverirler, olur biter. Katillerin bilinmediği, bulunmadığı, tesadüfen bulunduğunda kaçırılıp kurtarıldığı, kaçırılıp kurtarılamadığında hapisten çıkarıldığı, ya da kahraman ilan edildiği bir ülkede; bence bugün sorulması gereken soru, Ahmet Taner Kışlalı'yı kimin öldürdüğü, kimin öldürttüğü değil; kimin ÖLDÜRMEDİĞİ ve kimin ÖLDÜRTMEDİĞİDİR.

Örneğin, Türkiye'deki irticayı hortlatan hiçbir güce destek vermeyen, imam hatip okullarını açtırmayan, devlet kesesinden beslemeyen, yıllarca ve yıllarca dini politikaya alet etmeyen, iti ite kırdırmayan, hiçbir cumhurbaşkanımız sorumlu değildir bu cinayetlerden. 1978 yılından beri işlenen her cinayette, dökülen her kanda, takılan plak gibi aynı başsağlığını dileyen, aynı vaatleri yapan baş, iç, adalet, devlet, vs. bakanlarımızın hiçbiri öldürtmemiştir Ahmet Taner Kışlalı'yı. Özellikle de, faili meçhul cinayetler dosyasını açamayan ve boş zamanlarında Fethullah Gülen'le kucak kucağa pozlar veren başbakanımız asla öldürtmemiştir! Zaten ABD'nin güdümündeki 'sanal' ılımlı İslamiyet imparatorluğunu kursun diye Fethullah Gülen'e devlet eliyle şeriat okulları açtıran, kadrolarını devletin böbreklerine kadar sokan politikacılarımız da dağıtmamıştır, bu düşünen ve yazan beyni. Uğur Mumcu cinayetinde 'duvarcı ustası' olarak Mehmet Ağar'ı kullanıp, duvar örmekteki ustalığını ödüllendirmek için kendisini içişleri bakanlığına kadar yükselten, şimdi de 'dokunulmaz' milletvekili olarak koruyup kollayan iktidarların hepsi Susurluk'tan çıkma ak kaşıklar gibi suçsuzdurlar, bu cinayette. Türkiye'de, öldürtmeyenlerin listesi, öldürülenler kadar uzun. En kısa liste, katillerinki. Bu liste de af yasasıyla pir u pak edilecek.

Kör uçuşu yapan demokrasimiz ne zaman

hava boşluğuna düşürülmek istense, tabancaların tetiği ve bombaların pimi hep bilim adamı, yazar, düşünür ve gazetecilere çekiliyor. Ne garip:

Bunca cinayetin işlendiği Türkiye'de, tek bir politikacının kılına dokunulmadı! Çünkü onlar suçsuz. Suçlu olanlar, herhalde öldürülenler. Katillerin ise adı yok, ama adresleri besbelli.