Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Yuh!

Radikal · 27 Ekim 1999

Havada, karada, denizde ve sabah kahvaltılarında babalıkları ellerinden tuttuğu zaman kendilerini 'adam olmuş' hisseden ve günün baş bacanağı telefonlarına çıkmadığı zaman 'hükümet krizi' yaratan kimi basın evlatlıkları; Ahmet Taner Kışlalı'nın cenazesinde halk, askeri alkışlayıp sivil politikacıları yuhaladı diye pek kızdılar!

Durumdan vazife çıkaranlara karşı kuyruksokumundan yazı ve halkın nabzını tutmakta seyyar tansiyonculara taş çıkartanlar; her zamanki ciddiyetleriyle bu gidişin gidiş olmadığını, askerleri alkışlayıp politikacıları yuhalayanların kışkırtıcılık yaptığını önemle belirttiler. Slogan atan halkı olası bir askeri darbeye davetiye çıkarmakla suçlayıp, hani nerdeyse Mars'tan gelmiş ajan provokatör ilan ettiler. Yarın, Türkiye gerçekten ve yeniden demokrasinin 'inkıta'ya uğradığı bir rejime geçerse, hemen bugün yazdıklarını yeniden yayınlayıp: "Biz söylemiştik!" diyecekler.

Ahhhh, arrghhh! Geçmişte de bu zevatın (zerzevat mı demeliydim yoksa?) galipten, pardon gaipten gelen mesajlarını sallamadığımız için bu hallere düşmedik mi zaten? "Millet tuzağa düşmemeli," diye yazdıklarında önümüze bakıp çukura düşmeseydik, demokrasimizin kafası kolu yarılır mıydı hiç? Ya devlet? Devlete az mı akıl öğrettiler? Zevatın asıl büyük yenilgisi ve kuyruk acısı, devletin kendilerine kulak asmaması olmalıydı aslında. Sen sabah akşam babalığın elinden tut, baş bacanağın ahizesine yapış, yine de devlete sözünü dinleteme. Gel de gücenme. Ama gücenmiyorlar işte. Halk kendilerini dinlemeyip politikacıları yuhaladığında çok ayıplanıyorlar da, politikacılar kendilerini dinleyip dinleyip bildiklerini okuyunca 'dostluk'ları hiç sarsılmıyor nedense!

Zevat, mahun masalar üstündeki tatlı su akvaryumlarında yüzüyor. Halk, çamur denizinde. Elbette zevat halkı, halk da zevatı anlamıyor. Birinden birinin anlayışı kıt ama, acaba hangisinin?

Galiba benim anlayışım kıt. Çünkü Ahmet Taner Kışlalı'nın cenazesinde askeri alkışlayan halkın, demokrasi düşmanı olduğunu ve askeri rejim istediğini hiç sanmıyorum! Oyunun, Türkiye'nin Avrupa'dan izale edilmesi ve demokrasinin 'bitirilmesi' için oynandığını bilen ben, o cenaze töreninde bulunabilseydim, askeri, törene katıldığı için alkışlardım. Çünkü bugünün Türkiye'sinde, TSK tabanına değgin kuşkularım olsa bile zirvesinde, askerin sivil politikacılardan daha demokrat olduğunu düşünüyorum. Demokrasiyi asıl tehlikeye atanların, tuzaklara asıl düşenlerin; tüm sosyal konsensüslere ve evrensel insanlık ölçülerine ihanet ederek devleti halkla karşı karşıya getirenlerin, devlet mekanizmasından hem aciz, hem halk düşmanı bir hasım yaratanların, sivil politikacılar olduğunu düşünüyorum. Onları, ağzımı doldura doldura ben de yuhalardım. Dünkü darbeleri önleyemeyen bu politikacılar mı kurtaracak bugünkü demokrasiyi? Politikacılar halk tarafından yuhalandıkları zaman mı darbe yapılır Türkiye'de?

Sana devlet adamı diyecekler, kırk yıldan beri iktidarı ve muhalefetiyle ülkenin başına çörekleneceksin, o ülkenin en değerli kalemlerini gözünün önünde kıracaklar ve düşünen boyunlarını burnunun dibinde vuracaklar; katillerini buldurmayacaksın, gizleyeceksin, koruyacaksın, faili meçhul cinayetler hakkındaki Meclis Soruşturma Komisyonu Raporu'nu okumaya bile tenezzül etmeyeceksin; bulabildiğin ve tutabildiğin katilleri Af Yasası'yla salacaksın, bir ışık daha söndürülecek, bir beyin daha dağıtılacak ve cenaze töreninde yuhalanmayacaksın. Yuh!

Sen, fikir adamları gece yarıları yataklarından çekip götürüldüklerinde ya da Batılılar Abdullah Öcalan asılmasın dediğinde, "Türkiye'de yargı bağımsızdır, karışamayız," diyeceksin ve Merve Kavakçı, demokrasimizin çok alışık olduğu saatlerde götürülmek istendiğinde, birdenbire yargının o kadar da bağımsız olmadığını anımsayacak ve yuhalanmayacaksın. Yuh!

Ahmet Taner Kışlalı'nın cenazesindeki yuhlar, bu ülkede demokrasiye kurulan tüm tuzaklara düşmüş politikacılara çekilmiş ve hak edilmiştir.