Demokratik hülle
Radikal · 30 Ekim 1999
Antik Yunan tarihinin ilk filozofları, sayıları 22'ye ulaşan bir düşünür topluluğuydu. Ancak en
önemlileri, yani felsefenin birinci liginde oynayanlar Thales, Pitakos, Bias ve Solon'dular. İkinci ligdekileri başınızı ağrıtmamak için saymayacağım. Ancak, örneğin 'anarşi' kavramı bunların arasında yer alan Anarkasis adlı filozofun başının altından çıkmış olup, antik Yunan felsefesinde tâli sayılan düşünürlerin bile günümüzü nasıl etkilediğini belirtmek açısından önemlidir.
Sokrates öncesi bu dönem düşünürlerinden 'yedi bilgeler' diye anılan ilk yedisi, Ege Denizi'nin iki yakasından gelip, aralarında söyleşmek üzere Delfi kentindeki Apollon Tapınağı'nda buluştular bir gün. Tapınağın yaşlı rahibi, kendilerinden tapınağın duvarlarına tarihe kalacak vecizeler yazmalarını istedi. İspartalı Şilon, bir merdivene çıkıp, tapınağın çatı kirişine: "Kendi kendini iyi tanı!" tümcesini kazıdı. Kleobules ve Periandres, kirişin her iki yanındaki duvarlara: "Ölçü mükemmelliktir," ve "Dünyanın güzelliği sükûnettir," yazdılar. Alçakgönüllü Solon, gözlerden uzak bir köşeye, tarihsel: "İtaatı öğrenirsen, emretmeyi öğrenirsin," vecizesini oydu. Thales, tapınağın dış duvarına, gezginlerin görebileceği biçimde: "Yoldaşlarını
anımsa!" sözünü işledi. Anlaşılmazlığıyla ünlü Pitakos, yerdeki taşlara gizemli bir: "Kefaletini iade et," tümcesi düştü. En sona, bizim Söke yakınlarındaki Prien kentinden gelen Bias kalmıştı. Düşünür dostlarının şaşkın bakışları önünde boynunu büküp, bir şey yazmak istemediğini söyledi. "Haydi Bias, Teutamos'un oğlu, sen ki aramızdaki en parlak ışıksın..." diye başlayan cesaret verici ısrarlara karşı epeyce nazlandıktan sonra, titrek elleriyle bir keski alıp: "İnsanların çoğunluğu kötüdür," çaktı tapınağın duvarına.
Bu tümce, insanlığın geçmişten geleceğe en korkunç anlamını içerir, sevgili okurlar. Başka bir deyişle, insanların tek tek o kadar da fena olmadıklarını, ama bir araya gelip sürü psikolojisine girdiklerinde, içlerindeki kötülüğün de 'kitleleştiği' anlamına gelmektedir.
Merve Kavakçı, birey olarak nasıl bir insandır bilemem. Kuşkusuz tepeden tırnağa kötü biri değildir, tam tersine iyi olması gerekir. Ama, ne din, ne iman, ne namus, ne de başka bir erdem simgesi OLMAYAN, içi boş bir başörtüsü davasında; sahte evliliğiyle takiye ve yeniden zorlamaya kalktığı Meclis kapısında 'DEMOKRASİYE HÜLLE' yapma peşinde olduğu açık. Merve Kavakçı, bir başörtüsü çevresinde toplanan 'kitleyle' bütünleşmiştir artık. Ve bu kitle, laik cumhuriyete kötülük amacı gütmektedir. Oysa son gelişmeler, bu kötülüğe zorla, yani kitlesel kötülükle yanıt verileceğini ve Meclis kapısı böyle bir HÜLLEYLE ZORLANDIĞI TAKDİRDE, ortada kapı mapı bırakılmayacağını, girilecek Meclis kalmayacağını göstermektedir. Bu kapsamda, sevmediği bir adamla evlenerek, bir ülkenin tüm dengelerini altüst etmek üzere çevirdiği 'demokratik hülle' dalaveresiyle kitle kötülüğüne
alet olan Merve Kavakçı'ya öğütlerim:
Bir birey olarak önce, başındaki KİTLESEL örtüyü, gözündeki TAKİYE çapağını atıp: 'kendi kendisini iyi tanısın'. Ölçüyü kaçırmasın ve ülkenin sükûnetini daha fazla bozmasın. Laik cumhuriyete itaat etsin, belki emretmeyi de öğrenir. Tarihte aynı dümenleri çevirmeye kalkan pirlerini, 'yoldaşlarını' anımsasın. Ve 'kefaletini' iade etsin. Yoksa karşı kitleler, bu kefaleti, hem ödeyecek, hem de ödetecekler, hiç kuşkusu olmasın!