Seçmece haberler
Radikal · 1 Kasım 1999
Geçen hafta, haber açısından ziyafet sofrası gibiydi; ortalığı seçmece karpuz sergisine, benim de başımı döndürdü, birkaç yorumu sizinle paylaşayım istedim:
Bursa'da bir yıldan beri çattığı keyfe limon sıkılan ve Kızılderili dilinde 'Kara Zeytin Tüyü Soluk Beniz' diye anılan meşhuuuur ezmeci, pardon çeteci Erol Evcil yakalanınca siz ne düşündünüz bilmiyorum ama; kulunuz "Eyvah!" diye naralandı. Sonra tekrarladı: "Eyvah, eyvah, eyvah." Bu üç eyvahın üç nedeni vardı. Eyvah: Af Yasası'nın kapsamını yeniden genişletmek gerekiyordu. Eyvah: Kapsamı zeytin ezmecisine doğru genişletilen yeni affı, bu kez Cumhurbaşkanı Demirel imzalamak zorundaydı. Eyvah: Erol Evcil'in yakalanması demek, meşhuuuur AİLE fotoğrafından birinin, tam olarak Cavit Çağlar'ın ARTIK korunamaması anlamına geliyordu. Eyvah: Cavit Çağlar'ın artık korunamaması, 'batık' denilen bazı paraların Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nde 'yüzücülük' rekorları kırdığının ortaya çıkması ve... AİLE fotoğrafındaki bir başkasının DAHA, yine aynı sularda avlandığının anlaşılmasına kadar gidebilirdi. Düşünebiliyor musunuz? Sen tut bir zeytin ezmecisine zıpkın salla, ucu Erol Evcil'den çıkıp Türkiye'den kaçırılan paraların 'düşman ülke' Kıbrıs Rum Kesimi'ne sığındığı bir AİLE fotoğrafını vursun. Bu konuda söyleyeceklerim, 'şimdilik' bu kadar. Gelişmeleri bekliyorum.
Merve Kavakçı'nın hülle kocası Bekir Lütfü Yıldırım'ın da Amerikan yurttaşı olduğunu öğrendiğimde ise, bastım kahkahayı. Cebirde, iki eksi toplanınca, bir artı eder. Demek ki bu evlilik, Mehmet Y. Yılmaz'ın güzel deyimiyle 'dest-i izdivaç' olmakla kalmayıp, matematik bir kurala itaat ve iki Amerikalı birleşince, bir Türk vatandaşlığı ediyordu. Atatürk, "Bir Türk dünyaya bedeldir," derken biraz abartmıştı ama, iki Amerikalının bir Türk etmesi de fena sayılmazdı doğrusu.
Acaba iki Türk ne eder? Diye düşünürken, aradığım yanıt genç bir okurumun umutsuz çığlığıyla geldi:
Serkan Aksan, Gölcüklü bir depremzede. Pek çok yaşıtı gibi, depremden sonra üniversiteyi kazandığını öğreniyor ve Dicle Üniversitesi'ne kaydolmaya gidiyor. Cebinde yalnız 20 milyon lirası var. Rektörlük, Serkan Aksan'ın 'depremzede' belgesini kabul etmediği için, üç günlük mücadelenin sonunda 'harç parasının birinci ve ikinci taksitlerini' şubat ayı başında yatırması koşuluyla kaydını yapıyor, bu arada Serkan, yine depremzede belgesini kabul etmeyen öğrenci yurdunun da ücretini yatırmak zorunda kalıyor. Şimdi Serkan, üniversitede okuyabilmek için şubat ayı başındaki taksitleri nasıl ve nereden bulacağını düşünüyor. Kendisi gibi depremzede olan bir arkadaşı ise, yine belgesi kabul edilmediği ve kayıt ücretini yatıramayacağı için, üniversite kapısından geri dönüyor. İşte size iki Türk'ün, Dicle Üniversitesi kapısında 'ne kadar' ettikleri.
Dicle Üniversitesi, herhalde depremin Dicle'ye ulaşmasını bekliyor. Bu arada depremzedelere ev yapmak için sıraya giren hayırsever kuruluşlar da, biliyorsunuz 77. günün sonunda hâlâ arsa tahsisi bekliyorlar. Çeşitli sektörlerden 12 kurum, toplam
10 bin ev yapmak için hazır. Arazi gösterilmiyor. Sakıp Sabancı: "Kış gelmeden yapalım şu evleri," diyor, Cumhurbaşkanımızın yanıtı: "Acele etmeyin, araştırıyoruz!" Neymiş? Doğru dürüst ve çökmeyecek bir arazi aranıyormuş. Devlet, kendisine tahsis ettiği arazide kendisi de prefabrik evler kurdu. Herhalde arazi çok sağlam olmalı ki, üzerindeki evlere fena direnmiş! Hepsi 'depremsiz' çarpılmış durumda. Dimdik, kusursuz, su geçirmeyen bir tek ev bile yok, devletin yaptıkları arasında.
Depremzedelere doğru düzgün ev yapmak isteyen kurumlara arazi tahsis etmeyen aynı devlet, kendisinden 'tahsis' istemeden topraklarını gasp eden gecekondulara, zamanında şimdiki Cumhurbaşkanı ve sırayla tüm politikacılar eliyle tapu 'armağan' eder ve oy avlarken, hangi sağlamlık ölçülerine göre imar affı ve izni çıkardı acaba? Gasp edilen topraklar mı sağlamdı, yoksa gecekondular mı? Belki de bedava tapuyla birlikte nazar boncuğu da dağıtıyor ve 'Allah saklar!' diye düşünüyorlardı.
Depremin başından beri yaptığı tek doğru dürüst iş, İsrail evlerini açmak olan devletimizin başından arazi tahsisi bekleyen hayırsever kurumlara bir önerim var: Siz de gecekonducular gibi yapınız, istim arkadan gelir. Bizim devlet, oldubittilere alışıktır, izinli ve düzenli projelere değil.