Temsile layık, Meclis'e yayık
Radikal · 10 Kasım 1999
Türkiye'nin kıyısından köşesinden bir Avrupa ülkesi olduğu her şeyden önce coğrafi bir gerçek. Ama Türkiye'nin gözü komşu Avrupa ile oynaşta, eli uzaktaki ABD ile işte. Girmek istediği Avrupa Birliği, temelde ABD'nin dünya üstüne kurduğu ekonomik ve sosyal tekeli kırmak için yapılandırılıyor, Türkiye'nin gündemini ise hep: "ABD madımak yedi, Clinton Türkiye dedi," muhabbeti oluşturuyor.
Sosyalist Enternasyonal'in Paris'teki 21. Kongresi de Türkiye'nin gündemine giremedi. Oysa pazartesi başlayıp bugün biten kongrede, AB ülkelerinin dörtte üçünde iktidar olan sosyalist ve sosyal demokrat parti liderleri, önümüzdeki yüzyılda sosyalizmin nasıl olması gerektiğini tartıştılar, üstelik anlaştılar! Ekonomide devlet sektörünün ağırlığını tümden kaldırmak isteyen İngiliz Tony Blair ile devletin gerek ekonomideki denetim, gerekse sosyaldeki belirleyici görevini savunan Fransız Lionel Jospin ekollerinin çatışacağını sananlar çok yanıldılar. Avrupa'nın halkçı liderleri, yirmi birinci yüzyılda: "Pazarın amaç değil araç, toplumun pazar hizmetinde değil, pazar ekonomisinin toplum hizmetinde olması gerektiğine" karar verdiler. Toplumsal hakları haraç mezat satmayacaklarını ve ekonomideki küreselleşmeyi halkın çıkarını ön plana alarak denetleyeceklerini açıkladılar. Kısacası, küresel
ekonomiyle bireysel hakları uyuşturacak, birinin diğerine tercih edilmesini önleyecek bir orta yol bulmaya çalıştılar. Ve inanın, önümüzdeki yüzyılda düşünen, tartışan ve ilerisini öngörmeye çalışan bu adamlar yönetecekler Avrupa'yı. Ve biz de bu Avrupa'nın içinde yer almaya çalışıyoruz!
Böylesine önemli bir rotanın çizildiği Sosyalist Enternasyonal'de Türkiye'yi, üç kişilik bir CHP heyeti temsil etti. Altan Öymen, Erdal İnönü ve İnal Batu. Çapta, zekâda ve birikimde kongredeki hiçbir liderden aşağı kalmayan üç pırıl pırıl insan. Aralarında tek fark vardı, diğer üyelerle: Onlar, TBMM'ye seçilememiş bir partiden geliyorlardı, ötekilerin hepsi ulusal parlamentolarında çoğunluk ya da azınlık olarak, ama mevcuttular!
Nasıl şükrettim, bilemezsiniz. Ya Sosyalist Enternasyonal'e; Türkiye'deki iktidar partilerinden birinden, örneğin ANAP'tan Sebgatullah Seydaoğlu, DYP'den Mustafa Eren ya da FP'den Bahri Zengin gibi birileri gelseydi? AB ile en büyük sorunumuz 'insan hakları'nı 'halletmek' için gittikleri Almanya'da yaptıkları gibi toplantıları ekip alışverişe çıksalardı? Hatta Sebgatullah Seydaoğlu gibi toplantıya katılıp horlasalar, kendi horultularına uyanınca Nataşalarla âlem yapıp, sair zamanlarda ANAP'lı Seydaoğlu ve DYP'li Mustafa Eren gibi kumarhanelerde sabahlasalardı? Neye benzerdi Sosyalist Enternasyonal'deki temsilimiz? Şimdi diyeceksiniz ki, bu saydığın milletvekilleri 'sosyalist' değil. Olurlar, olurlar, Nataşaların insan hakları üstüne çalışmak, kumarhanelerde görüşmek, alışveriş etmekte Türkiye'nin yaptığı hamleleri göstermek için böyleleri 'sosyalist' bile olurlar.
Ama işte, Avrupa'nın dörtte üçünde iktidar olan partilerin kongresinde, Türkiye'yi temsil etmek, Türk milletinin TBMM'ye yayık, pardon layık gördüğü müstesna kişiler arasında yer almayan CHP'ye düştü. Ve 'sözü meclisten dışarı' Altan Öymen, Erdal İnönü ve İnal Batu, görüştükleri her AB üyesi ülke yetkilisine, Helsinki zirvesinden artık "Türkiye'nin resmi
adaylığının çıkmasını beklediklerini" yinelediler.
AB'ye hangi Türkiye aday olabilir dersiniz? İktidardaki Türkiye mi, yoksa muhalefetteki mi? Sanırım AB de kara kara bunu düşünüyor.