Kadın eli, dam delisi
Radikal · 13 Kasım 1999
Genel anlamda düşünce bozukluklarını, sebep sonuç ilişkisine dayandırılamayan davranış aksaklıklarını, ortak mantık dışına çıkan ve olağan sayılmayan tepkileri, 'delilik' diye tanımlıyoruz. Ama deliliği dört başı mamur bir formülle belirlemek, aklın nerede bitip deliliğin nerede başladığını, kimin deli, kimin dahi olduğunu kestirmek mümkün değil. Çünkü, "İnsanın en korkunç deliliği, kendi payına hangi deliliğin düştüğünü bilmemesi." (Bk. Büyük Larousse) Başka bir deyişle hepimiz biraz deliyiz, deliler de biraz akıllı ve bu
akıldan zekâ değil, ortak mantık anlaşılmalı. Aşırı
zekâ delilik nedeni olabiliyor ve aptallar daha çok
akıllı denenler arasından çıkıyor.
Deliliğin gerçek tanımını yapabilmek, akıl ölçütlerinin izafiyeti dolayısıyla zor. Düşünce bozukluğu, davranış aksaklığı, ortak mantık dediğiniz, zamana ve mekâna göre değişen kriterler. İlkçağda deliler kutsal kabul edilir, gaipten ve tanrılardan haber veren kişi muamelesi görürlerdi. Ortaçağda aynı tanım, şeytandan haber veren büyücü kavramına dönüştü. Rönesans'ta eğlendirici bulundu, klasik çağda şiddetle izale edildi. Deliliğin hastalık kabul edilmesi için 16. yüzyılı beklemek gerekti, ki tedavisi için ilk tutarlı fikirler ancak 19. yüzyılda ortaya atıldı ve hâlâ, bazı delilik biçimlerinin ne kesin teşhisi, ne de tedavisi mümkün değil.
Örneğin, İranlı düşünür ve peygamber Zerdüşt, her olguyu iyilik ve kötülük güçlerinin savaşımına bağlarken akıllı mıydı, yoksa deli mi? Zerdüşt, iyilik güçleri olarak ışık ve erkeği; kötülük güçleri olarak karanlık ve kadını tanımlamıştı. Zerdüştçülük ya da mezlekelik diye anılan bu dinden sonra gelen hiçbir din, hiçbir peygamber nezdinde biçare 'kadınlık' iyilik saflarında yer alamadı. Kadın, hep kötülük kaynağı olarak kaldı. Konfiçyus'tan Hz. Muhammed'e, tüm peygamberlerin geliştirdikleri dünya görüşünde yargısına harfiyen sadık kaldıkları Zerdüşt akıllıysa, kadını kötülükten yana koyan tüm dinler de akılcı demektir. Deliyse, peşinden giden diğerlerine ve insanlığa ne denir?
Bir kadın olarak elbette, ben Zerdüştçülüğün kadına biçtiği kötülük rolünü 'delice' buluyorum. Ama bazı kadınları gördükçe, ucundan bucağından hak vermeden de edemiyorum. Örneğin DYP kongresi öncesi Tansu Çiller'in bir fotoğrafına baktım, baktım, ister istemez Mezlekeciliği andım. Fotoğraftaki arkası dönük Çiller, yeniden başkan seçilmek için markaja aldığı ve 'genç dava arkadaşlarım' diye övdüğü DYP gençlik kolları il başkanlarından karayağız birinin eline sol
eliyle yapışmış, sağ eliyle bir başkasının eline uzanıyor. Elini henüz okşamadığı bir başka 'genç' il başkanı ise, Başkan Çiller'in poposuna bakarak ceketini ilikliyor!
Tansu Çiller'in elleri ve gözleriyle neler yaptığını,
özellikle erkekleri nasıl etkilediğini sanırım hepimiz biliyoruz. Çiller'in ne istediği belli ve deli olmadığı kesin. Şimdi sorarım size: Ortak mantığın tu kaka ettiği bir hatun, ellerini ellerine alıp okşadı, gözünün içine yumuşacık baktı diye koca bir partiyi batıran erkek milletine ne demeli? Kadının karşısında efsunlanmış yılan gibi kıvranan bu adamlar deli mi, yoksa dam budalası mı? Bence, ikisi de geçerli. Dam budalalığı da zaten bir tür delilik. Çevremiz, kadın tutkusunu bastırdığı için delirenlerle, bastıramadığı için deliren erkeklerle dolu değil mi? Kadın tutkusuyla cinayet işleyenlerle, kadın tutkusuyla parti batıranlar arasındaki 'akıl' farkı nereye kaçık? Ya da nereye takılıyor? Şeytana uymayayım diye kadını gözden uzak tutup bohçalayanlarla, bohçasız ya da bohçalı kadının peşinden ayrılamayanların ortak noktası, aynı sabit fikrin reddi ya da kabulü değil mi? Türkiye'deki bütün toplumsal davranış çarpıklıklarını aslında erkeklerin kadına karşı etkisel ve tepkisel dengesizliğine bağlayabiliriz.
Ama bizim millet, deliliği başka yerde arıyor nedense.
Örneğin, Anıtkabir'de "Yaşasın mesih Menderes, sağ partiler birleşsin, Doğru Yol Partisi önderliğinde bir araya gelsin," diye bağıran Salih Kaya'yı deli sanıyoruz. Niye deli olsun ki zavallı adamcağız? Bu ülkenin politikacıları Menderes'i peygamber ilan etmediler mi? Sağ partiler birleşsin, diye bağırıp durmuyor mu tüm sağ particiler? Yoksa delilik, DYP önderliğini önermek mi?
Eğer öyleyse, bence Tansu Çiller'i yeniden başkan seçecek tüm partililere de Salih Kaya'ya layık görülen muameleyi çekmek gerek.