Amerikam budalaları
Radikal · 17 Kasım 1999
Çok küçüktüm, ama politika ev hayatımızın bir parçasıydı, kavrıyordum ne demek istediklerini. Annem, duyduğu utançla sesini alçaltarak: "Amerikalıların kirli donlarını bile alıyorlarmış!" diyordu. Babam, "Arsızlar!" diye buruşturuyordu yüzünü. Konuşmalar yabancı bir sözcük çevresinde dönüp duruyordu: Piyeks. Bana radyodaki çocuk saatinden öğrendiğim 'piyes'i çağrıştırmakla birlikte, tiyatrodan söz etmedikleri kesindi. Ankara'da yaşayan Amerikalıların ülkelerine dönerken eski eşyalarını sattıkları bir yer olmalıydı. Annemin anlattığına göre bu piyeks, aralarında akrabalarımızın da bulunduğu başkent kordiplomatiği ve sosyetesinin hücumuna uğramıştı. Öyle bir rağbet vardı ki Made in USA damgası taşıyan eski eşyalara, Amerikalı kadınlar satışa çıkardıkları iç çamaşırlarını bile yıkamaya zahmet etmiyorlardı artık. Kirli sutyenler, pis donlar kapış kapış gidiyordu!
Daha sonraki yıllarda, pek çok 'piyeks' açıldı Türkiye'de. Yeni Amerikan eşyaları satılmaya başlandı. Ama ben, yalnızca sosyeteye 'lütfedilen' ilk piyeksi hiç unutmadım. Amerikalıların kirli çamaşırlarını satın alan akrabalarımız eve geldiğinde, çaktırmadan yaklaşır, nasıl koktuklarını anlamaya çalışırdım. Çocuk kafamda, bu insanlar o kirli donları çamaşır olarak değil, pisliği için almışlardı. Kimse sözünü etmeden, zamanından önce fetişizmi keşfetmiştim. Aldıkları donları yıkamadan giydiklerine, hatta zaman zaman burunlarına götürüp "Oh, ne güzel Amerikan kokuyor!" diye içlerine çektiklerine emindim.
Büyüyüp kişisel bilincim geliştiğinde, her düşündüğümde utançla başımı eğdiğim bir anıdır bu. Ve bugün, Türk basınında Clinton için birinci sayfalardan verilen: 'Merhaba asker dedi', 'Üzerini beyaz mendille sildi', 'Kalplere konuştu', 'Bizden biri gibi', 'Türk gibi', başlıklı haberler karşısında, ister istemez 'pis don' merakı geliyor aklıma. Meğer ne kadar sadık kullarmışız biz. Meğer ne kadar ihtiyacımız varmış efendimizin bir sıcak gülüşüne, bir iltifatına, bir başımızı okşayışına, 'Aferin!' deyişine.
Ne kadar öksüz, ne kadar sığıntıymışız güçlü ebeveynimizin gölgesinde.
İnanın ne ABD düşmanıyım, ne de Clinton'a alerjik. Tam tersine, bugün dünyanın hiçbir ülkesinin ABD ile kötü ilişkiler içinde olmasının, söz konusu ülkeye yarar sağlamayacağını, zararı dokunacağını çok iyi biliyorum. ABD, dünya politikası denilen dansın, 'de facto' ve vazgeçilmez kavalyesi. Clinton ise, kuşkusuz çok zeki, sevimli ve yetenekli bir lider. Ama ABD'nin başkanı ve tüm yetenekleriyle elbette kendi ülkesine hizmet ediyor. Clinton, her gittiği ülkeyi Türkiye'de Türkiye'yi övdüğü gibi övüyor, her yerde aynı güzel ve akıllı sözleri söylüyor, aynı tarih derslerini veriyor. Adamın görevi bu zaten: ABD ile gittiği ülke arasındaki ilişkileri okşayıp ütülemek! Benim anlamadığım ve gocunduğum, Clinton'ın Türkiye'de bir veli gibi algılanması. ABD başkanına gösterilmesi gereken saygı ve sempatinin, kulluk minneti ve kölelik hayranlığına dönüşmesi.
Ülkemiz, uzun yıllardan beri ABD ile önce kendi rızası, ardından 'zoraki' evli. Bu evlilikte çok ezildi Türkiye. Eğer bugün politikacılarımız körse, gören gözler ABD tarafından oyuldu. Çapsızlarsa, çaplıları ABD tarafından eğelendi. Eğer bugün düşün dünyamız topalsa, aydınların bacağı ABD'ye yaranmak için kırıldı. El etek öptüğümüz, ayaklarına kapandığımız bu kocadan çok çektik biz. Köle değil, eşlik onurumuzu koruyalım bari. Bunca 'Amerikam!' budalasıyla zor olsa da.