Kendin kes, kendin ye
Radikal · 19 Kasım 1999
İnsanlık tarihine damgasını vurmuş pek çok önder var ve her ulus, elbette kendi içinde çıkanı önemsemek eğilimindedir. Ben de bu kuralın dışına çıkmıyorum ve biri yabancı, iki olağandışı insana özel merakım var: Mustafa Kemal Atatürk ve Napolyon Bonapart. Oysa zekâda ve dehada eşit gördüğüm bu iki lider belirgin farklar gösteriyor: Atatürk, batık bir ülke ve iflas etmiş bir rejimden yepyeni bir ülke yaratmış, yani kurucu. Napolyon Bonapart ise ülkesi Fransa'yı can çekişirken diriltmiş, sonra kendi eliyle batırmış, yani yıkıcı. Başlangıçta ikisi de cumhuriyetçi ve diktatör. Ancak Atatürk, cumhuriyet rejimini kurduktan sonra, hem Türkiye'nin, hem kendi sınırlarını çizmeyi bilmiş, sistemi şahıs üzerine değil devletin devamlılığı üzerine oturtmuş. Napolyon ise, hızlı bir cumhuriyetçiyken kargaşaya son vermenin çaresini 'tek adam'lıkta bulmuş, emekleyen rejimi inkıtaya uğratmasına karşın bir imparatorluk kurmuş, ancak hızını alamayıp imparatorluğu genişletmeye kalkınca şapa oturmuştur. Atatürk öldüğünde, Türkiye yasal düzenlemeleri, kendine güveni ve taze güçleriyle pırıl pırıl bir ülkedir. Napolyon, İngilizler tarafından Sainte Helene adasına ölmeye gönderildiğinde ise, Fransa her üç erkeğinden birini savaşlarda yitirmiş, cansız, kansız ve yenik bir ülke. Ama önderlerinin
arasındaki bu yapıcılık ve yıkıcılık farkı, Fransa'nın Napolyon'dan bu yana DÜŞÜNCE AÇISINDAN sürekli ilerlemesini, Türkiye'nin Atatürk'ten beri sürekli gerilemesini engellememiştir. Acaba neden? Kuşkusuz toplumların, geçmişten gelen birikim varlığı, yokluğu ya da kalitesinden kaynaklanan bir gidişat ayrılığı söz konusu.
Ben Atatürk'ün hep 'çok yalnız' bir adam olduğuna inandım. Bir adam düşünün ki, geniş geneli kara cahil, 'yurttaşlık' bilinci olmayan bir tebaadan bir
ulus yaratıyor, yarattığı ulusa 'c'sini bilmediği bir toplum rejimi, cumhuriyeti kabul ettiriyor, kabul ettirmekle kalmayıp amaca inandırıyor ve eğitiyor. Başardıktan sonra, "Benim fani vücudum bir gün toprak olacak, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak," diyor, yani yoktan var ettiği devlet ve rejimi, kendi varlığının üstüne çıkarıyor. Oysa en yakın çevresi ve toplumun ezici çoğunluğu, önderin gösterdiği yolu açıp genişleteceğine, rejime sahip çıkacağına, eski tas eski hamam, kişi tapınmasını yani tebaa alışkanlığını sürdürüyor. Ölmüş önderin milyonlarca (üstelik çirkin mi çirkin) heykelini dikiyor, ama eserini, yani asıl amaç cumhuriyet rejimini orasından burasından kırpıp yiyor ve Atatürk'ün en çekindiği tehlikenin, irticanın kucağına atıyor. Atatürk, inanç ve bilincinde o kadar yalnızdı ki, ölümünden sonra kendisi hakkında yazılan kitapların çoğu, düşüncelerini değil, 'sarı saçlı mavi gözlüydü' türünden menkıbeler içerir. Düşüncelerinin ve dünya görüşünün analizini yapmaya çalışan yerli yazarlar ise, evrensel çapta düşünce adamı değildirler.
Napolyon, siyasal ve askeri anlamda Atatürk kadar başarılı olamamış bir lider. O da dâhi, hatta bilim adamı olmak üstünlüğü var (matematikçidir, adını taşıyan iki geometri kuralı vardır), ancak en büyük şansı, düşüncesini irdeleyen insanların kalitesinde yatar. Yenik Napolyon'un önemi ve büyüklüğünü, bugüne ve geleceğe taşıyan araştırmacı ve yorumcular yaratıp yaşatmıştır. Örneğin Victor Hugo ve Honore de Balzac, Napolyon'un çağdaşıdırlar. Atatürk'ün çağdaşı olan bu çapta iki isim sayabilir misiniz?
İşte Atatürk'ün yalnızlığı buradadır. Dehada yalnızlığı. Türkiye'nin Atatürk döneminde, en iyi eğitilmiş, en aydın ve düşünen insanları, onun ileri görüşünü gerçekten anlayıp paylaşabilecek düzeyde değildiler. Hatta bugün bile Türkiye'nin, düşün ve yazın alanında 'dâhi' diye adlandırılacak kimsesi yok!
Fransa'nın ise çok var. Bu ülkenin okullarında örneğin felsefe, temel derslerden biri olarak okutuluyor, Türkiye'de kaldırıldı. Oysa Türkiye'nin de düşünürleri var, ama düşüncelerini öğrenmek isteyen kimse bırakılmadı ortada. Düşünen ve felsefe yapan bir gençlik istenmiyor bizim ellerde. Hatta doğru dürüst Türkçe konuşup yazan da istenmiyor: TDK'yı Evren paşa
eliyle yok ettiler.
Oysa Napolyon'u, pek çok tarihçi ve düşünürün yanı sıra Hugo'nun, Balzac'ın kalemlerinden tanıyoruz. Son olarak, Honore de Balzac'ın 'Napolyon'un Vecizeleri ve Düşünceleri,' adlı yapıtını okuyorum. Bizim için ne demiş biliyor musunuz?
"Türkleri öldürebilirsiniz, ama yenemezsiniz!"
İlahi Napolyon, biz her daim kendi işimizi kendimiz görmüşüzdür. Öldüren ve yenemeyen düşmana ne hacet? Milletimiz birbirini öldürür, Türkleri de yine biz Türkler yeneriz.w