Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

İngiliz kaput

Radikal · 28 Kasım 1999

Paris'i besleyen Rungis halinde, henüz ümüğü sıkılmamıştı, artık erken ötüşleriyle kimseleri uyandıramayan ve yalnızca geleneksel 'şaraplı horoz' tenceresine girmek üzere yetiştirilen kart horozların. Başka bir deyişle, sabahın çok erken bir saatiydi. Telefon çaldı. Karşımdakini önce Gorbaçov, sonra Mikis Teodorakis sandım, fakat onlar olamayacağını düşündüm, çünkü Zülfü Livaneli olmadığımı anımsadım. Yine de bir Yunanlıydı arayan. Üstelik Türk olarak kendimi, milletimin vekili ve Anavatan partili Sebgatullah Seydaoğlu'ndan daha yakın hissettiğim bir Yunanlı: Elias Petropulos.

Size daha önce sözünü etmiştim Elias'ın tadına doyulmaz öykülerle dolu yaşamından. Yirmi yıldan beri Paris'te yaşayan Elias Petropulos, ülkesinin en çok okunan yazarlarından biri, her kitabıyla olay yaratıyor ve en önemlisi, dil ve sanat tarihçisi olarak ele aldığı her konu, evrensel bir araştırma niteliği taşıyor. Elias, kimsenin aklına gelmeyecek, gelse de üstünde durmayacağı 'madde'lerden, tüm dünyanın ilgiyle okuyacağı ciddi mi ciddi sanat ürünleri yaratıyor. Ciddiyetini vurgulamamın nedeni, örneğin Elias'ın şaşırtıcı yapıtları arasında 'Yunanistan'da Kerhaneler', 'Yunan Eşcinsellik Sözlüğü', 'Hapishane Gelenekleri' ve bir 'best-seller' olan 'İyi Hırsızın El Kitabı' gibi inanılmaz lezzette sosyolojik ve etimolojik çalışmaların yer alması.

Bir süredir 'İngiliz Kaput'u üzerinde çalıştığını biliyordum, yani prezervatifin tarihçesi üzerine. Doğrusu bu ya, prezervatif hakkında kallavi ve ciddi bir kitap yazılabileceğini pek aklım almıyordu. "Gel gör, basıldı, bitti, ikinci baskısı yapılıyor!" dedi telefonda.

Üstelik kitabın Paris'teki takdimi 'Erotizm Müzesi'nde yapılıyordu. Doğrusu konuya çok uygun bir mekândı. Koşa koşa gittim tabii.

Bir de ne göreyim? Yetmiş bir yaşındaki delikanlı dostum Elias, prezervatif durumlarından 512 sayfalık, 100 bin sözcük ve 1650 fotoğraftan oluşan bir vazife çıkarmış! Okudukça okuması, baktıkça bakası geliyor insanın. Sanki konu, bildiğimiz prezervatif değil, insanlığın cinsel, sosyal ve psikolojik tarihi.

Meğer prezervatif, icat olduğu 18. yüzyıldan bu yana yüzlerce yazara konu olmuş. Meğer en vahşisinden en uygarına, milyonlarca insan, yüzlerce yıldır işi gücü bırakmış; prezervatif öncesi prezervatif yerine geçen acayip kılıflar, prezervatif sonrası da prezervatifin çeşitlendirilmesiyle uğraşmış. Meğer insanlık tarihi nasıl İ.Ö. ve İ.S. diye ayrılıyorsa, cinsellik tarihine de P.Ö. ve P.S. diye milat düşülüyormuş. Meğer ben ne cahilmişim!

Prezervatifin 'İngiliz Kaput' diye anılması, elbette İngiliz icadı olmasından. Önceleri koyun, keçi ve... KEDİ bağırsaklarından, hatta iri balıkların idrar torbasından üretilirmiş! Kaput imalathaneleri Londra'ymış, kalite kontrolü üfleyerek yapılır, onar onar paketlenirmiş. İngiliz kaputlarının en seçkin müşterileri Rus ve İran prensleriymiş. 1836 yılında Good Year diye bir adam (şimdiki lastik firması), başka bir İngiliz ortakla birlikte kauçuğu kükürtle işleme metodunu keşfetmişler ve tabii derhal prezervatife uygulamışlar. 1938 yılından itibaren, naylondan yapılmış prezervatifler ve 'King Size' gibi fantezilerin üretilmesi, çok sayıda prezervatif tüketicisinin yaşamını karartmış. Çünkü normal ölçüleri yerine 'King Size' prezervatif satın alan haddini bilmezler, kılıfın büyük gelip işlev alanında kaybolması sonucu, hem pek çok kadının haznesini naylon çöplüğüne çevirmiş, hem kendileri rezil ve bir sürü çocuk sahibi olmuşlar!

Kitabın burasında, Elias'ın da yakından tanıdığı bir Türk'ün başına gelenleri anımsadım. Bu sevimli arkadaşımız, mesken tuttuğu Paris'e geldiği ilk yıl bir pazar günü, tanıştığı Fransız hanımla randevusuna 'tedbirli' gitmek üzere nöbetçi eczaneye dalmıştı. Eczanede, epeyce uzun bir müşteri kuyruğu vardı elbet. Sıra bizimkine gelince, ne istediğini soran eczacıya: "Bir kutu prezervatif!" diye fısıldadı kızara bozara. Eczacı hanımın yüksek sesle: "Büyük mü küçük mü?" sorusuna, "Büyük desem düşer. Küçük desem rezil oluruz," düşüncesiyle: "Orta boy!" diye inleyince, eczacı hanım: "Paketi sormuştum! On ikilik mi, altılık paket mi istiyorsunuz?" demez mi?

Ben de Elias'a, niçin bu yaşanmış fıkrayı kitaba almadığını sordum. "Aynısı çok kişinin başına geldiği için!" dedi. Başa gelince çekilmeyen belalarla uğraşıyor Elias Petropulos. Şimdi de 'Şapkanın Tarihçesi'ni yazıyor. 'İngiliz Kaput' kitabında, "En yoksul insan, prezervatifini yamamak zorunda kalandır" diye bir deyiş var. Bakalım varsıllığın simgesi şapkadan hangi muzır tavşanlar çıkaracak. Ben birini çok yakından tanıdığıma eminim!