Zıkkım pazarı
Radikal · 1 Aralık 1999
ABD'nin Seattle kenti, dünden beri tüm dünyayı ilgilendiren önemli bir toplantıya ev sahipliği yapıyor. 135 ülkenin üye olup, içlerinde Çin Halk Cumhuriyeti'nin de bulunduğu 15 adayın kapısını çaldığı Dünya Ticaret Örgütü, gezegenimize egemen olan liberal ekonomi sistemini, kendi mantığı çerçevesinde gözden geçirecek, uluslararası ilişkileri yeniden düzenlemeye çalışacak. Pazar ekonomisi diye de adlandırdığımız liberal ekonomi, bildiğiniz gibi rekabete dayalı bir sistem. Yine bildiğiniz gibi, organik dünyadan sentetik dünyaya tüm rekabetlerde, büyük balık küçük balığı yer. DTÖ toplantısında, elbette az sayıda
ama dünya çapında etkili büyük tüccarlarla, çok sayıda ama rekabet gücü az küçük tüccarlar çarpışıyor. Eğer tüm kalemlerde birinciler kazanacak olur, kuralları onlar koyarsa, dünyanın geniş geneli pazar
olacak, birkaç çokuluslu şirket de kazançta ortak. Onlar yedirecek, biz ne verirlerse yemek zorunda kalacağız. Yemekten söz etmemin nedeni, gıda ticaretinin Seattle'daki toplantının önemli bir konusunu
oluşturması. Örneğin ABD, tarımcılık alanında 'genetik' bitki, hayvancılık alanında ise hormonlu et ve süt üretimi yapmakla kalmayıp, bu genetik bitki, hormonlu et ve süt ürünlerini, hormon kullanımının yasak olduğu Avrupa ve diğer tüm dünya ülkelerine kabul ettirip satmaya çalışıyor. Gıda üretim ve ihracat sektöründe ABD'nin zorlu bir rakibi olan Fransa ise, hormonlu Amerikan etlerini sınırlarından içeri sokmamaya kararlı. Zaten Fransa'da bir süredir, Amerikan tarzı 'yiyeceğe' karşı çevreci bir tepki gelişmiş durumda. Söz konusu tepki, Fransız çiftçilerinin Larzac bölgesinde McDonald's dükkânlarını yakıp yıkmasına varan şiddet gösterilerine de sahne oluyor zaman zaman. İşte bu çevreci Fransız çiftçilerinin lideri, Jose Bove adında ve şakır şakır İngilizce konuşan köylü, DTÖ toplantısından bir hafta önce Seattle'a gitti. Bir de ne görelim? Meğer 90 bin küçük işletmeyi temsil eden Amerikan Family Farmers derneği, Fransızlar kadar şikâyetçiymiş 'Zıkkım Pazarı' diye adlandırdıkları ABD gıda politikası ve sanayileşmiş tarımcılıktan. Meğer Amerikan tüketicisi bile isyan ediyormuş yok genetik bitki, yok hormonlu et diye deney tahtası gibi kullanılmaktan. Fransız kader ortakları Jose Bove'yi bağrına basan ve dünyanın dört bir yanından gelen çevreci tarımcılarla birleşen Amerikan çiftçileri, halen Seattle'da 'Dünya satılık değil!' sloganı altında DTÖ'yü, 'insana değer veren' ölçüler benimsemeye zorlayacak gösteri ve toplantılar düzenliyorlar. Eğer sesleri duyulmazsa, mücadele ettikleri 'zıkkım pazarı'nın ürünlerini, Fransa ve Avrupa yine yemeyecek. Ama biz yiyeceğiz. Biliyorsunuz Türkiye'nin ABD'den et ithali söz konusu. Oysa bu etin sakıncalarını yine Amerikalı hayvancılar dile getiriyorlar. Kesim ve süt hayvanlarına verilen hormon, gerek et, gerekse süt üretimini yüzde 30 arttırıyor. Ancak... hormon 'tedavisi', aynı hayvanlara yoğun antibiyotik verilmesini gerektiriyor. Yani hayvancıklar, yem ile karıştırılan antibiyotik yiyorlar. Bu antibiyotikler, et ve süt yoluyla insana geçince, vücut antibiyotiğe karşı bağışıklık kazanıyor. Sonuç: antibiyotikle tedavisi gereken enfeksiyon hastalıklarında, tedaviye yanıt vermiyor ve... ölüyor.
Genetik bitkinin ise, henüz insan vücudunda nasıl bir etki yaptığı bilinmiyor. Belki yirmi yıl sonra, insanlar sapır sapır bilmem ne hastalığından dökülmeye başlayınca, 'Özür dileriz, meğer genetik bitkilerin böyle bir sakıncası varmış,' diyecekler. Seattle'da, çevrecilerin mücadelesi önemli. Evet, pazar ekonomisi gerekli. Ama bedeli ne olursa olsun, değil.