Yükselen kadınlar
Radikal · 6 Aralık 1999
"Nasılsın?" dedi telefonda. "Yorgunum," demek gafletinde bulundum. Meraklıdır Meral. Dünyaya meraklıdır, ülkesine meraklıdır, mesleğine meraklıdır, arkadaşlarına, öğrencilerine meraklıdır. Sorular, iri yağmur taneleri gibi damlamaya başladı: "Neyin var, hasta mısın, kendini nasıl hissediyorsun?..." Vallahi, billahi bir şeyim yok dedikçe, büsbütün telaşlanıyordu. Sonunda, ordularına ilk hedef Akdeniz'i gösteren komutan edasıyla buyruğu çaktı: "Senin Fransız doktorlar bir şeyden anlamaz, derhal gel buraya seni çekaptan geçirteceğim!" Eyvah. Benim bildiğim Meral, eğer beni çekapa yatırırsa, eşi dostu doktorlara yedi sülalemin ADN'sini bile bulup çıkarttırırdı vallahi. Oku hemen kendisine çevirdim: "Dekan hanım, senden ne haber?" Notre Dame De Sion sıralarında sekiz yıl birlikte dirsek çürütmüş, yatakhanelerinde birlikte titremiş, yemekhanelerinde birlikte kaşık sallamış, cumartesi günleri birlikte cezaya kalmış, yaramazlıklar, çapkınlıklar, her şeyi paylaşmıştık. 'Kırmızı Dudaklar' çetesiydik biz. 29 küçük Çalıkuşu, Sion'un son leylileri olarak girdiğimiz sınıftan yalnız 6'mız göğüsleyebilmişti ipi, yarışta geriye düşmeden, yıl yitirmeden. Altı dişi şahin çıkmıştı aramızdan. İşte bunlardan biriydi Meral Keyer Uyar. Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı'ydı son gördüğümde. Telefonda, "Rektörlüğe adaylığımı koydum!" demesin mi? Sevinçten zıpladım. Seçilsin seçilmesin, benim arkadaşım, can kardeşim Meral Keyer rektör adayıydı! Rektör bir arkadaşım olabilirdi bugün yarın. Demek ki artık sıra benimkilere gelmişti, doktorluk, mühendislik, profesörlük, yazarlık derken, aramızdan biri rektörlüğe asılıyordu işte! Birden, Meral Keyer'in politikaya atılmadığına yandım. Öylesine başarılı işler yapmıştı ki dekanlığı sırasında, o yaptıklarını siyasal bir iktidar koltuğunda yapsa, vallahi Türkiye kurtulurdu. Çünkü Meral'in elinden hiçbir zorluk ve sorun kurtulamaz!
M.Ü. Eczacılık Fakültesi Dekanlığı'nın döner sermayeye bağlı eczanelerini bir milyar borç ile devralmıştı Meral ve arkadaşları. Dekanlıktan ayrılırken, borçlar temizlenmiş ve fakülte eczaneleri 15 milyarlık ilacı olan, üç yıl içinde 50 milyar TL yatırım yapan bir işletme bırakıyorlardı. Fakültenin araç, gereç ve laboratuvarları düzeltilmiş, modern bir araştırma geliştirme, yani Ar - Ge laboratuvarı kurulmuştu.
Ama en önemlisi, 'insan'a yatırıma önem vermişti Keyer'in dekanlık yönetimi. Eczacılık öğrencilerine, 'yaşam sanatı' diye seçmeli bir ders konulmuş, başına aynı adlı dergiyi çıkaran Mimar Altuner getirilmiş, gencecik insanlara bilimin yanı sıra hayatı güzelleştirmek için gereken müzik, sanat, edebiyat zevkiyle kendinden hoşnut kişilikler kazandırılmaya çalışılıyordu. M.Ü. Eczacılık Fakültesi, başörtülü öğrenci sorununu en barışçı ve insancıl yöntemlerle çözmüştü. 600 öğrenciden 35'i başörtülüyken bizim Meral her biriyle konuşa konuşa, 33'ünü ikna etmiş ve başlarıyla birlikte ufuklarını da açmıştı kanımca.
Meral Keyer Uyar, yönettiği fakültede Atatürkçü, çağdaş ve ilerici bir eğitim kurumunu hayata geçirdi. Öğrencileri bilgisayar ve internet donanımıyla dünyaya ve geleceğe açarken, meslek tarihlerini öğrenmeleri için bir 'Eczacılık Müzesi' de kurup ayrıldı dekanlıktan.
Negatif değil, pozitif başarılı kadınlarla iftihar ediyorum. Ama bu akıllı, bilimci ve etik sahibi kadınlarla asıl Türkiye iftihar etmeli. Çünkü lekeli ve çillerli çürüklerin yanı sıra, böyle güzel insanları da Türkiye yetiştirdi.