Damda deli var...
Radikal · 8 Aralık 1999
Çok eskiden, evvel, zaman içinde unutulmamış ve kalbur, saman içinde henüz yitirilmemişken; pireler it ve adalet bit değilken, hapishaneye 'dam' denirdi, sevgili okurlar. Hapse düşmek 'dama düşmek'ti ve hapistelik, 'damda...' diye söylenirdi. Damdakiler belki çatıdayız sanırlardı ama, 'dam' Farsça bir sözcük olup 'tuzak' demekti, dama düşmek ise, tuzağa düşmek ve kapana kıstırılmak.
Devir değişti ve bildiğiniz gibi Türkiye'nin bazı hapishaneleri, özellikle bazı mahkûmlar için birer barınağa dönüştü; 'dam' sözcüğü çatı anlamını kazanmakla kalmadı, Alman bunkerlerine taş çıkartan korunaklar haline geldi. Artık dama, yani tuzağa düşenler, kapana kıstırılanlar, içerde ne var ne yok diye göz atmak isteyen dışardakiler. Hikmeti Sami'den sorulan Türk adaletinin temsilcileri, güvenlik güçleri, jandarmalar. Sen misin içeri göz atacak diye, gözü kaşı, kafası, kolu yarılanlar.
Çatısı, duvarı, kapısıyla korunaklı yeni damda, deli var! En tehlikelisinden bir psikopat sürüsü, İBDA-C karargâhı olarak kullanıyor, kamuoyuna hapishane diye sunulan tımarhaneyi. Her biri gözü dönmüş, kana susamış birer cani. Her gün bir bildiri yayınlıyorlar. İnternet yoluyla Paris'e bile ulaşıyorlar, bu cinayet şebekesinin internetteki web sitesini kapattırmak için çaba harcayan Prof. Kemal Alemdaroğlu ile Prof. Nur Serter'i 'müstakbel leşleri' olarak ilan, istediklerini 'Köpek Albümü' dedikleri ölüm listesinde hedef gösterebiliyorlar.
Evet, damda deli var. Dışardaki akıllılar, içeri bile giremiyorlar. Eh, verince adaleti Hikmet Sami Türk'ün eline, ne yapsın Mehmetçik caninin şişine? Mehmetçiğe bir çaktı İBDA-C, o saat çekti adalet teslim bayrağını. Gazetede okudum: Metris'te 'durum normale dönmüş'. Metris hapishanesindeki 'normal durum'un ne olduğunun anlaşılması için, hapishane ve durum kavramını tersyüz etmek gerekiyor herhalde. En iyi tanımı, İBDA-C'nin avukatı Hasan Ölçer yapmış. Güvenlik güçlerinin içeri girme teşebbüsüne değgin, "Bunca hukuksuzluğa karşın müvekkillerimden elleri kolları bağlı olmaları beklenemez. Demir çubuk kullanmamışlar, SADECE ŞİŞ KULLANMIŞLAR. Mirzabeyoğlu, yargılama gayri hukuki olduğu için duruşmalara katılmayacak," demiş! Dünyanın herhangi bir ülkesinde, böyle bir açıklama, avukatın önce avukatlığının elinden alınması, ardından müvekkilleriyle birlikte içeri tıkılmasıyla sonuçlanırdı. Ama bizim ülkemiz Türkiye ve 'durum normal'. Anormal hapishanelerde içerden dışarı kuş uçmaz, bilirsiniz. Bizde 'kuşlar' dışardan içeri sokulmuyor, normal.
Bismillah demeden katilleri nasıl affetsek yasasıyla uğraşan normal bir hükümetimiz var. Hikmet Sami Türk, hapishanelere giremeyen adaletin normal bir bakanı. Bakanlığından normal maaş alamayan hapishanede görevli adalet memurları, mahpuslardan normal maaşlar alıyor. Adalet Bakanlığı'ndan normal ödenek alamayan hapishane müdüriyetleri, örneğin Çakıcı'nın (bir süre önce öldürülen) mahkûm yeğenine senetli sepetli borçlanıyor. Dolayısıyla hapishane, normal olarak mahpuslar tarafından yönetiliyor. Mahkûmlardan dayak yiyince normale dönen hapishane durumlarında, devletimiz de normal olmasına normal, ama var mı, yok mu belli değil. Galiba dayakçı mahkûmlarla anlaşma yapacak, güvence verecek ve her istediklerini kabul edecek kadar var.
Yeter bu kadar eğlence. Yan bana anormal bir devlet, anormal bir adalet, işkence yapmayan, ama dayak da yemeyen bir memuriyet!
Damda deliler var, evet. Ama dışarıdakilerin aklı nerede? Akıl buysa, hak nerede, suç ne, mahkûm kim, niye hukuk rehin?