Akkuyu, karakuyu (2)
Radikal · 13 Aralık 1999
Dünyada, uranyum döngüsünü (uranium cycle), yani madenin topraktan çıkarılması, işlenişi, zenginleştirilmesi, yakıt haline getirilmesi ve kullanılmış yakıtın saklanması ya da yeniden işlenmesi sürecinin tamamını kendi topraklarında çözümleyen dört ülke var: ABD, Fransa, Rusya ve İngiltere. ABD'nin nükleer parkı hakkında pek bilgim yok. Ama Fransa, size verebileceğim düzgün bir örnek. Çünkü bu ülke, nükleer reaktör sayısı açısından ABD'den sonra dünya ikinciliğini, elektrik üretimindeki nükleer enerji payında ise dünya birinciliğini elde tutuyor. ABD sathının yirmide biri, Türkiye'nin ise üçte ikisi kadar toprağı olan bu orta boy devin, tüm yurt sathına yayılmış 21 nükleer enerji santralı ve 58 reaktörü var.
1973 yılındaki petrol krizi patlak verdiğinde, Fransa enerji üretimi açısından yüzde 75 oranında dışa bağımlıydı. Petrol ithalatını asgariye düşürmek üzere on beş yıla yayılan bir nükleer enerji programı yaptı. Yıl 1999. Fransa halen elektrik ihtiyacının yüzde 83'ünü nükleer üretimden, yüzde 14'ünü ise su barajlarından sağlıyor. Aslında nükleer santrallar, ulusal ihtiyaçtan fazlasını üretiyor. Bu elektrik, zaman zaman Almanya'ya, İtalya'ya, İspanya'ya satılıyor.
Fransa'nın nükleer santral yapım programı çok debdebeli ve ihtiraslıydı. Artık durduruldu. Yeni santral yapılmıyor, eskileri yenileniyor yalnızca. Ve Fransa'nın nükleer iştahını, kaderin bir cilvesi olarak en ihtiraslı projesi kesti. İlk on beş yıllık programın başarısından başları dönen Fransızlar 1986 yılında dünyanın en büyük nükleer santralı, Superphenix reaktörlerini devreye soktular. Bu süper santral iki kez arızalandı, sızıntı yaptı ve üretimi durduruldu. Yeşiller harekete geçti, kamuoyu ikiye bölündü. Bir bölüm halk, iftihar ettikleri Superphenix'in yeniden elden geçirilerek devreye sokulmasını, diğerleri ise tümüyle demonte edilmesini savundular. Sonuç olarak Yeşiller kazandı ve halen santral parça parça sökülüyor.
Türkiye'de yaşanan depremlerden sonra, Fransız elektrik idaresi tüm santral sitlerinin yeni sismik haritalarını çıkarmaya başladı. Bir de ne görsünler, meğer durdurulan Superphenix, zaten deprem bölgesindeymiş ve önümüzdeki günlerde üç eski santralın daha fay hattı üstüne kurulduğu itiraf edilecek. Şimdi Fransa, bu santralları çaktırmadan kapatmayı planlıyor. Yani bu nükleer devin nükleer etkinliği, artık olanı kurtarmaya yönelik. Yeni girişimleri ise yeni enerji biçimleri üzerine. Örneğin ülkenin tüm rüzgârlı alanlarında pıtrak gibi 'eolien'ler, elektrik üreten yel değirmenleri bitiyor. Güneş enerjisinin en optimum ölçülerde kullanılacağı yeni teknolojiler geliştiriliyor. Bu arada, eklemek istediğim bir nokta daha var: Fransa'nın 21 nükleer santralından yalnızca dördü, soğuk Atlantik denizi kıyılarına kurulu. Sıcak Akdeniz kıyısındaki tek ve en eski Marcoule santralı çoktan kapatıldı. Diğerleri hep, iç bölgelerde. Akkuyu'da doğal katliam yapmak isteyenlere duyurulur. Güzel bir deniz kıyısını reaktörlerle berbat etmek, sanırım yalnızca bize ve İzmir Körfezi'ni, İzmit Körfezi'ni kubur haline getiren kolaycı anlayışımıza özgüdür. Üstelik kolaycı olmasına karşı yanlış bir hesaptır. Çünkü Akdeniz suyu sıcak bir denizdir.
Kendi kendime, eğer nükleer teknolojide bunca ileri Fransa bile sızıntı şamarı yedi, en büyük santralını kapattı ve başkalarını da kapatacaksa; kim bilir Türkiye'yi hangi nükleer kara talih bekler diye düşünmeden edemiyorum.