Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 1999

Çaktırmadan habercilik

Radikal · 15 Aralık 1999

Alaattin abim, sonunda çok özlediği lükse kavuştu ve cennet mekân Türk hapishanelerine düştü. Umutlarını boşa çıkarmadık doğrusu. Fransa'dan Don Carleone gibi uğurlandı, polisler ve gazeteciler Paris'te onun için köşe kapmaca oynadılar. Diğer tüm yolcuları rehin alınan Fransız uçağı, tam bir panayıra döndü, köşe kapmacanın tadı damağında kalan bizim muhabirler bu kez polislerle tahterevalliye bindi. Ama her iki taraf da Çakıcı'yı şavullayarak aynı uca asılmış gibiydi. Gazeteciler kalkınca polisler ayağa fırlıyor, basın tuvalete giderken polislerin de ihtiyacı geliyordu. Derken Çakıcı da aynı yolda objektife takıldı ve meslektaşım Tolga Şardan, ünlü babayı helaya girerken ölümsüzleştiren tek fotoğraf karesinin telif sahibi oldu.

Umutlarını gerçekten boşa çıkarmadık Alaattin abimin. O buralarda, yani Fransız çeliğinden kafesler içinde, soğukta eriyen tek canlı türü olarak zayıflayıp dururken; Türkiye de çetesini eritmeye, itibarını çürütmeye başlamıştı. Oysa Türk basını, getirilişine gösterdiği ilgi yoluyla Alaattin abimin yitirdiği tüm itibarı iade etti kendisine.

Alaattin abimin, Türkiye'ye transfer edileceği 'haber' alındığından öteye gazetecilerin çektiği çileyi size anlatamam. Paris'te üç havaalanı olduğu anlaşılmış, ancak abimin hangi alandan gönderileceği haberleri çelişkiliydi. Dolayısıyla bir muhabir tümeni Orly'de, bir başkası Charles De Gaulle'de pusuya yatarken, iki muhabir de 'özel uçakla' gidiyor diye gaza getirilmiş ve Bourget havaalanında yitip gitmişlerdi. Görünüşte, Türk polisi Çakıcı'yı Türk basınından sakınıyordu. Ne yapıp edecekler ve muhabirlerimizin, "Abicim bundan sonraki projeleriniz nelerdir, kimleri vuracaksınız?" sorusunu sormasını illaki engelleyecekler, gül yüzünü flaşlardan esirgeyeceklerdi. İşte bu noktada, bizim Türk polisiyle işbirliği yapmakta olan Fransız polisinin kafası durdu. Safdil Fransızcıklar, gidişi gizli bir suçlunun iadesini nasıl olup da bu kadar çok muhabirin izlediğini, hangi uçakla ve kalkış saatine kadar bildiğini bir türlü anlamadılar. Onların bildiği, bu tür suçlular sessiz sedasız ve kimseye çaktırmadan transfer edilir, yerine yerleştirildikten sonra da: 'Geldi, burada!' diye ilan edilirdi. Oysa Alaattin Çakıcı'nın Türkiye'ye getirileceği basına bizzat Hikmet-i Sami'den sorulur Türk Adalet Bakanı tarafından açıklanmış, sonra da gerek Fransız gerek Türk polislere: "Ama gazetecilere çaktırmayın!" diye tembih edilmişti. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demeyi bilmedikleri için ne yapacağını şaşıran Fransız yetkililerden en acıklı tepki Başsavcı Jean François Pascal'den geldi. Sevgili bir meslektaşım, NTV muhabiri Belkıs Kılıçkaya, başsavcıya telefon açıp: "Pazartesi akşamı Air France'ın 18.55 uçağıyla İstanbul'a gidiyor değil mi?" diye sorunca; "Nereden biliyorsunuz?" karşılığını veren biçare Pascal, arkadaşımın, "Gazeteden okudum!" yanıtını duyunca küçük dilini yutayazdı.

Çakıcı'yı getiren uçağa Türk Adalet Bakanı tarafından bindirilen basınımız, Türk polisi tarafından ite kaka indirildi, ama olsun. Artık abim Türkiye'de. Kendisi birazcık içerde kalsa da, sağ kalan adamları dışarda. Evvel Allah yine eser üfürür, kimyalarını bozar sesinin titreşimleriyle birilerinin. Daha şimdiden tehdidini savurdu, maltada voltada görüşelim, dedi birilerine.

Bakalım Çakıcı içerde ve dışarda kime ne kadar çakar. Bakalım bugünlerde titreyen bazı politikacı ve işadamlarımızdan kimler çakaralmaz, hangileri çakırkeyif.