Domuzun kılı
Radikal · 18 Aralık 1999
Tam bir yıl önceydi. Hürriyet gazetesi Ankara temsilcisi, canım arkadaşım Sedat Ergin uyardı:
O sıralar Tansu Çiller'in güdümündeki Öncü gazetesinde (şimdi Jet Fadıl'ın malı artık), kaleminden kubur kokuları yükselen bir kukla, bendeniz hakkında hakaret dolu yazılar yayımlıyordu. Mafyanın emrindeki faşist ve avam takımın saldırılarına alışıktım. Radikal'de köşe yazarlığına başladığım günden beri, aşağılık kompleksi içinde kıvranıp duran bazı yeteneksizleri çok sinirlendiriyordum. Karşımda, kızıp kendilerine yanıt vereceğim ve böylece adam yerine koyacağım umuduyla tükürükler saçan bir husumet gurubu oluşmuştu. İnatla adlarını anmamaya ve yanıt vermemeye özen gösteriyordum, ancak bu tutum hakkımı aramayacağım anlamına gelmiyordu elbette. Ve 25.12.98 tarihinde Öncü Matbaacılık ve Yayın A.Ş. ile hakkımdaki yazıları kaleme alan küfürbaza karşı tazminat davası açtım. İşte bu dava iki gün önce sonuçlandı, sevgili okurlar.
Domuzdan kıl kopardık.
İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi, 99/2 esas numaralı kararıyla, Öncü gazetesi ve kukla muhabirini, 1 milyar 200 milyon Türk Lirası tazminat ödemeye mahkûm etti. Sokak Çocukları Gönüllüleri ve Çağdaş Yaşam Derneği adına çok seviniyorum. Söke söke alacağımız bu paranın büyük bölümünü, bu iki derneğe vereceğim. Domuzun kirli kılını, bir bahtsız yavrunun yüzünü güldürerek, bir öğrencinin eğitimine katkıda bulunarak aklayacağım. Kendime ayıracağım küçük ucunu ise, mükemmel bir ziyafette, Fransız şaraplarıyla yıkayacağım. Ve kadehimi önce, bu ülkede hâlâ adil kararlar alabilen Türk yargısına, ardından Radikal'in başarılı ve çalışkan avukatlarının şerefine kaldıracağım. Bu davadaki savunucularım Av. Nurcan Çalışkan, Şehnaz Yüzer, Enis Kınay ve Yücel Döşemeci'ye, huzurunuzda teşekkürü bir borç biliyorum. Dört yıllık köşe yazarlığımda, Prof. Köksal Bayraktar avukatlık bürosunu arkama alarak kazandığım üçüncü dava bu. Zımba gibi bir savunma ekibi var Radikal'in, dolayısıyla de naçiz yazarınızın. Hep birlikte daha nice davalara diyor ve bol bol tazminat diliyorum 2000'li yıllardan.
Alaattin Çakıcı da bu sıralar, en azından kısa bir süre için, Türk yargısı önünde ve dubleks demir parmaklıklar arkasında, biliyorsunuz. Mesleğini soran yargıca: "Serbest meslek sahibiyim," yanıtını vermiş. Alaattin abim elbette 'meslek' sahibi. Ama serbest sayılmaz. Mahkûmken ihaleler alıp veren abim, bir de serbest kalsa, sen 'mesleğin' halini gör, dedim kendi kendime. Abimin kapatıldığı Kartal Cezaevi'nde, bir sürü tüccar var zaten. Banker Bako'sundan Adnan Hoca'sına, uyuşturucu, silah, terör ve din ticaretinin en mutena isimleri bir arada. Kartal Cezaevi, 24 saat sıcak sulu, dubleks butikleriyle bir tür 'kapalı' ticaret merkezi. Akmerkez'in karası gibi bir şey, KARTMERKEZ diye anılabilir örneğin.
Kartmerkez'in konukları, verem, zatürree falan olmuyorlar. Koğuşları lüks, hücreleri sıcacık, rahat. Türkiye, 'serbest meslek' sahiplerini otelde gibi ağırlıyor. Katiller ve teröristler, baştacı. Ama çocuk mahkûmlar için doğru dürüst tek bir islahevi, muhkûmiyeti eğitime dönüştürebilen özel bir hapishanesi yok. Çocuk mahkûmlar verem, zatürree olabilir, iğfal edilebilir. Çünkü onlar çocuk. Henüz büyüyüp tetikçi, kaçakçı, din ve cinayet tüccarı gibi mevkilere gelmemişler. 'Serbest meslek' sahibi olduklarında, onlar da dubleks butikler ve sıcak sulu koğuşlara kavuşurlar. 'Öğretmen istiyoruz,' pankartı açmak yerine, mafyanın en iyi okul olduğunu belledikleri gün, onlar da dört yıldızlı hapishanelere hak kazanırlar, merak etmeyin. Burası, adaleti Hikmet-i Sami'den sorulan Türk'ün ülkesi.